Bekir b. Abdullah şöyle demiştır:
"Bir tokadı en çok hak eden, çağrılmadığı yemeğe gidendir.
İki tokadı en çok hak eden, ev sahibi, 'şuraya otur' dediği halde; 'hayır buraya oturayım' diyen misafirdir.
Üç tokadı en çok hak eden de, yemeğe davet edilen sonra ev sahibine: 'Evin hanımını çağır da bizimle yesin' diyen misafirdir."
Kadı Ebû Yusuf der ki: Hârun Reşid ile hanımı, Fâlûzec'in mi yoksa Levzînec'in mi daha güzel olduğunu söylemem, aralarındaki anlaşmazlığı çözmem için bana geldiler. Ben; "Ben kesinlikle hazır olmayan hakkında bir hüküm vermem," dedim. Bunun üzerine Harun Reşid, adamlarına, bunların hazırlanmasını ve bana getirilmesini emretti. Hazırlanıp getirildiğinde bir ondan bir bundan alıp yemeye başladım. Öyle çok yedim ki, artık tabakları yarımlamıştım. Hârun Reşid tekrar sordu: "Hangisi daha güzel?" Ben de dedim ki: "Ey mü'minlerin emîri! Birinin şahitliğini dinleyeceğim ve onun lehine hüküm vereceğim vakit, diğeri delilini getirdi. Diğerinin şahitliğini dinleyip, onun lehine karar vereceğim bir türlü karar veremedim.) vakit, bu delilini getirdi. (İkisinin delili de birbirinden güçlü, bir türlü karar veremedim.)
Yemek çeşitleri hakkında işittiğim en hoş hadiselerden biri şudur: Cemmâz, davet edildiği bir yere gitti. Ev sahibi yanına girip çıkıyor, her defasında şöyle söylüyordu:
Bende, kuzey rüzgarında uçan 'Sıkbace'
Meltemli havada uçan 'Kaliyye kuşum'
Bir de şeker kanatlı 'Habis' var.
Sonunda Cemmâz dayanamayarak: "Rica ederim; şu akan salyalarımı, kırık bir ekmek vererek durdurur musun? Açlıktan öldüm artık. Senin çeşit çeşit kuşlarına (yemeklerine ve tatlılarına) ihtiyacım yok!" dedi.
Evler gördüm güzel yastıklarla süslenmiş
İçindeki her şey dikiş-nakışla işlenmiş
Ancak görmedim cömerdin evinde
Ekmekten daha güzel ipek ve ipek brokar.