BarTuna

BarTuna
@Ducasse_Lautreamont
Bir hayat!
öğretmen
Yüksek lisans
istanbul
İstanbul
13 okur puanı
Ocak 2026 tarihinde katıldı
Geceye söz
“Kim günün birinde yeni bir cennet kurmuşsa, gerekli gücü kendi cehenneminde bulmuştur.” Schopenhauer, acının hayatın öğretmeni olduğunu söylerdi. Belki de bu yüzden, kim yeni bir cennet kurduysa, gücünü kendi cehenneminde buldu. Çünkü insan, yanmadan ışığa kavuşmaz.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Son günlerde çocukların okulda sergilediği şiddet, ülkemizde en güvenilir yer olarak gördüğümüz “ev” ve “okul” algısını derinden sarstı. Bu yaşananlar, aslında sosyal çürümenin ne kadar ciddi ve korkutucu bir noktaya geldiğini açıkça gösteriyor. Çocukların bu tür eylemlere yönelmesinde; şiddet içerikli oyunlar, diziler ve dünyada yaşanan savaşların etkisi elbette göz ardı edilemez. Ancak meseleyi sadece buraya indirgemek, sorunun derinliğini kaçırmak olur. Asıl bakmamız gereken yer biraz daha derin… Günümüzde anne ve babaların yoğun iş temposu ve artan ekonomik zorluklar nedeniyle çocuklarıyla yeterince bağ kuramaması, bu sürecin en kritik noktalarından biri. Çocuk, ilgiyi ve bağı üçüncü kişiler üzerinden kurmaya çalıştığında; duygusal gelişiminde eksiklikler oluşabiliyor. Oysa mesele geçirilen zamanın uzunluğu değil, kurulan bağın niteliği. Okul ise eğitimin temelidir. Ancak ebeveynlerin öğretmeni her şeyden sorumlu tutması, en küçük bir durumda baskı ve tehdit unsurlarıyla sürece müdahale etmesi; eğitim ortamını güvenli bir yapıdan çıkarıp, korku temelli bir zemine dönüştürebiliyor. Bu durumda çocuk, otoritenin zayıfladığını hissediyor ve oluşan boşluğu çoğu zaman kendi gücünü öne çıkararak doldurmaya çalışıyor. Bir diğer önemli konu ise aile içinde nesilden nesile taşınan travmalar, davranış kalıpları ve fark edilmeden aktarılan duygular… We Need to Talk About Kevin filminde geçen “sertliği senden aldım anne” cümlesi, çocuğun sadece dış etkenlerle değil, büyüdüğü duygusal iklimle de şekillendiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Ülkemizde yaşanan bazı olaylarda da benzer detaylar dikkat çekiyor: Evde şiddet araçlarına kolay erişim, rol model olarak görülen davranışlar ve kontrolsüz bir ortam… Tüm bunlar bir araya geldiğinde risk daha da büyüyor. Kısacası;
Andrei Tarkovsky “İnsan, kendine yabancı bir varlıktır” düşüncesi ile İsmail Kılıçarslan’ın şiiri arasında derin bir varoluşsal yakınlık vardır. Biri bunu görüntüyle, diğeri ise kelimelerle kurar. Kılıçarslan’ın iç monologla örülü şiirinde sürekli tekrar eden “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusu, aslında bir başkasına değil, insanın kendine yönelttiği bir sorgudur. Bu yönüyle şiirin temelinde, insanın kendini ifade edememesi ve en çok da en yakınında bile anlaşılamaması yatar. Ortak noktada şu gerçek belirir: İnsan, en çok sevdiği yerde bile kendini tam olarak ifade edemez. Şiir; geçmişteki çocukluk anıları, şimdiki yetişkinlik hali ve gelecekte hayal edilen bir “ben” arasında gidip gelir. Bu zaman geçişleri lineer değildir; tıpkı Tarkovski sinemasında olduğu gibi. Özellikle Mirror ve Stalker zaman düz bir çizgi halinde akmaz; rüyalar, anılar ve gerçeklik iç içe geçer. Böylece zaman, yaşanan bir olgu olmaktan çıkar ve hissedilen bir katmana dönüşür. “Şehirlerin ortasında umutsuzluk heykeliyim” dizesi, modern insanın görünür ama fark edilmeyen varoluşunu temsil eder. Tarkovski’de ise bu durum kalabalığın yokluğu ve uzun sessizliklerle verilir. Her iki anlatımda da ortaya çıkan şey aynıdır: Varoluşsal yalnızlık. Şiirin şu bölümü ise bu kırılmayı daha da görünür kılar: “Gereksiz uzamış bir romanın hiç merak edilmeyen sonuyum ben… Uygun durumlara uygun cümleler kuramayanım.” Burada dilin yetersizliği öne çıkar. Klişe cümleler, eksik kalan ifadeler ve tamamlanamayan duygular… Tıpkı Tarkovski karakterlerinin konuşmasına rağmen tam olarak anlatamaması gibi, burada da söz vardır ama anlam eksiktir. Sonuç olarak hem Tarkovski’de hem de Kılıçarslan’da şu ortak duygu ağır basar: İnsan kendini anlatmaya çalışır, ama her seferinde biraz eksik kalır. Ve belki de en
Alıntı
Tahrik Şiiri “1970’ler”
Puan vermedi
“…yürek elbet acıyor esvap değiştirirken bizden artık akması beklenilen kan da aktı kovulduk ölümün geniş resimlerinden. Efsanelerden kovulduk… Biliniyor bizim mahsustan yaşadığımız biliniyor şarkıların sırası bizde biliniyor hayat bizden razıdır biliniyor otların sarardığı yerlerde güneş kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.” İsmet özel “tahrik şiiri” özellikle yaşam denilen bu dünyada insanı sorgulatan ve karma yaşam döngüsüne bağlayan bir şiir anlatıyor. Tahrik kelimesi, kışkırtan ve harekete geçiren anlamı taşır. İsmet özel, bu şiirde modern insanı yorgun, yük altında ama hâlâ direnen bir varlık olarak anlatır. Şiir bir isyan değil sadece; aynı zamanda insanın varoluş sancısının yaşamsal bir kaydıdır. Tahrik şiirini anlayabilmek için biraz da 1970’lerin Türkiye’sini de bilmek gerekiyor. Toplumsal olarak gençler dünyayı değiştirme iddası ile gündeme oturuyordu. Milliyetçi kanat (sağ) ve devrimci kanat (sol) olarak iki kutba ayrılmıştı. Özellikle devrimci gençlerin “devlet baskısı, tutuklamaları, iç çatışmalar vesaire bu idealizmi kırdı. Şiirde geçen : “efsanelerden kovulduk”dizesi kahraman olan gençlerin artık sıradanlığını vurguluyor. “külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu” Şehir atmosferini yansıtan 70’ler gençliği /ağır tarih yükü/sorumluluk/mücadele ve aynı zamanda yorgunluğunu tasvir ediyor. Şiirde en güçlü ve benim en çok beğendiğim dize: “kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok” Fesleğen huzurdur, ritüeldir. Burada artık kimsenin uykusu bile huzurlu değil diyor.
Erbainİsmet Özel · Tiyo Yayınevi · 201211,6bin okunma
Puan vermedi
Aklıma Düştüğünde Sen aklıma düşünce ellerim tutuşuyor ellerim Sen aklıma düşünce yetmişinde ihtiyar Küçük bir sokakla arkadaş, biraz daha yaşasa sanki kıyamet kopacak Sen aklıma düşünce Parmak izlerinden tanınıyor; parkta reddedilmiş bir âşık Teşhis ediyorum çiziklerde o amansız veremi Sen aklıma düşünce Berlin’de dazlaklar saçlarını uzatıyor Sağdıcı oluyorum gelinler at üstünde Sen aklıma düşünce rütbesi sökülmüş babalar Yeniden dönüyor evlerine Çocuklar şen şakrak, çocuklar şen şakrak, çocuklar. İçimdeki gardiyan mahsustan unutuyor Mahkûm odalarının kilitlerini… İyi halden yırtıyorum Sen aklıma düşünce gül kokulu kızım Sırrını çözüyor Mısır’da piramitlerin Kalbim beter oluyor sen aklıma düşünce Sen aklıma düşünce ne güzel heceliyor Bir kekeme dört kitabı Sen aklıma düşünce bendeki tuhaflıklar Bir bir yok oluyor, bitiyor bendeki bu yabani başkaldırış Toplanıp dert ediniyorlar ülkeyi konken oynayan kadınlar Sen aklıma düşünce bir kuyunun içinde
Sevgili HuzursuzluğumBülent Parlak · Selis Kitaplar · 2010649 okunma