Son günlerde çocukların okulda sergilediği şiddet, ülkemizde en güvenilir yer olarak gördüğümüz “ev” ve “okul” algısını derinden sarstı. Bu yaşananlar, aslında sosyal çürümenin ne kadar ciddi ve korkutucu bir noktaya geldiğini açıkça gösteriyor.
Çocukların bu tür eylemlere yönelmesinde; şiddet içerikli oyunlar, diziler ve dünyada yaşanan savaşların etkisi elbette göz ardı edilemez. Ancak meseleyi sadece buraya indirgemek, sorunun derinliğini kaçırmak olur.
Asıl bakmamız gereken yer biraz daha derin…
Günümüzde anne ve babaların yoğun iş temposu ve artan ekonomik zorluklar nedeniyle çocuklarıyla yeterince bağ kuramaması, bu sürecin en kritik noktalarından biri. Çocuk, ilgiyi ve bağı üçüncü kişiler üzerinden kurmaya çalıştığında; duygusal gelişiminde eksiklikler oluşabiliyor. Oysa mesele geçirilen zamanın uzunluğu değil, kurulan bağın niteliği.
Okul ise eğitimin temelidir. Ancak ebeveynlerin öğretmeni her şeyden sorumlu tutması, en küçük bir durumda baskı ve tehdit unsurlarıyla sürece müdahale etmesi; eğitim ortamını güvenli bir yapıdan çıkarıp, korku temelli bir zemine dönüştürebiliyor. Bu durumda çocuk, otoritenin zayıfladığını hissediyor ve oluşan boşluğu çoğu zaman kendi gücünü öne çıkararak doldurmaya çalışıyor.
Bir diğer önemli konu ise aile içinde nesilden nesile taşınan travmalar, davranış kalıpları ve fark edilmeden aktarılan duygular…
We Need to Talk About Kevin filminde geçen “sertliği senden aldım anne” cümlesi, çocuğun sadece dış etkenlerle değil, büyüdüğü duygusal iklimle de şekillendiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Ülkemizde yaşanan bazı olaylarda da benzer detaylar dikkat çekiyor: Evde şiddet araçlarına kolay erişim, rol model olarak görülen davranışlar ve kontrolsüz bir ortam… Tüm bunlar bir araya geldiğinde risk daha da büyüyor.
Kısacası;