On bir yaşında olan Zoe'nin en büyük tutkusu pastacı olmaktır. Anne ve üvey babası ile yaşayan Zoe on ikinci doğum gününde bir posta alır. Babasından. Zoe'nin babası Marcus bir suçlu olarak görülmüş ve Zoe çok küçükken hapishane girmiştir. Yıllar sonra ilk defa babasının onunla iletişime girmesi Zoe'yi oldukça şaşırtır. Ya da Zoe şimdiye kadar babasının onunla iletişime geçmediğini sanıyordu. Zoe hem en büyük hayali olan pastacılık şefi olmak için staj yapmak hemde babası hakkında olan gizemi aydınlığa kavuşturmak için kollarını sıvar.
Zoe'nin hayalleri için asla pes etmeyişi ve çabalaması harkuladeydi. Bunun yanında annesi ile olan sahneler ve onun düşünceleri cidden sinir edici şekildeydi ne kadar kızını korumak istese de asla Marcus'a söz hakkı tanımamış ona güvenmemişti bu cidden çok üzücü. Kitap boyu Zoe ve Marcus'un aralarında ki ilişkinin nasıl ilerlediğini okuyoruz ve cidden harika bir baba kızlar birde üvey babamız var ki Marcus kadar sevdiğim biri oldu kendisi. Daha sorna kitapta ırk sorunlarınada değinilmişti ve kızımız bunların hepsi ile uğraşırken birde arkadaşı ile sorunları vardı ona olan güveni sarsılmıştı bir nevi kız annesinin geçmişte yaşadığı güven sorununu arkadaşı ve babası üzerine yaşadı ve annesine kıyasla bence üstesinden başarı ile geldi.