Sayfa230; Hepimizin içinde yaşayan o çocuk nasıl taşınır, özellikle de küçük yaşta yitirdiği annesini zar zor hatırlayan, bu yüzden de annesini içinde bir delik gibi taşıyan biri, hepimiz annelerimizi içimizde bir delik gibi taşırız, büyük ya da küçük, ölü ya da diri, işte bu yüzden yaşayabilmek için bu delikleri doldurmaya çalışırız ya da annelerimizi reddederiz ama o zaman da -becerebildiğimizi düşündüğümüzde- özgürleşmenin suçluluğuyla yaşamak zorunda kalırız. Suç olmadan özgürlük de olmaz..
*
Bir anne ona emanet edilmiş bir bebekle nasıl mücadele edeceğini bilmeyince çocukta çok fazla defolar, kırıklar bırakır. Kitaptaki ressam olan ana karakterde bunu anlatıyor. Annesinin onu nasıl geri plana atarken diğer kardeşinin etkisini, annesinin kendisine bir mikrop gibi davranışını, hayatında istemeyişini.. Ressam ise annesini kalbinde diri tutup onu anlamaya, kendisine yapılan bütün kötü davranışsal maruz kalışlara rağmen aklamaya çalışıyor. Annesine ulaştığında ise işler hiç de öyle olmuyor. Anne bazen derin bir yara, bu yara ise yaşamda bir pranga olabiliyor hayatta..