Kitabı ilk okumaya başladığımda "Zeyno" karakteri bana "Çalıkuşu" romanındaki "Feride" karakterini çağrıştırdı. Onun kadar sempatik ve tatlı geldi bana. Sonra kitabı okumaya devam ettiğimde kitabın çok daha farklı konulara değindiğini fark ettim. Aşk, ihanet, kıskançlık, dostluk, vicdan azabı vb. pek çok olayı ve duyguyu yoğun şekilde okuyucuya hissettiren bir kitap. Arada farklı yazarlara ait sözlere, tarihteki bazı olaylara ve karakterlere yer vermesi de ayrı bir renk katmış kitaba. Baş karakterimiz Zeyno kendi deyimiyle kendi kafasının içinde yaşayan birisi. Çok kitap okuyan ve çok düşünen birisi. Azize'den daha çok sevdim ben Zeyno'yu. Kitabın ilk başında aşka dair öyle güzel betimlemeler yaptı ki hissettiği o taze aşk duygularını bana da hissettirdi. Dostuna gösterdiği vefa da ayrı taktire şayan. Hasan Bey'le evlenmeyerek en doğrusunu yaptı. Çünkü bir süre sonra Hasan Bey onu da bırakıp gitmek isteyecekti. Hatta şu sözü durumu çok iyi açıklıyor:
"Olmayacak şey ama Hasan Bey ve ben tamamıyla Azize'siz ve Saffet'siz tesadüf etseydik ve evlenseydik her halde çok kuvvetli ve maddi bir incizâba rağmen ben, şiddetle bedbaht olacaktım, o, her süslü kadının heyecan ve arzu veren kadının arkasından belki gidecekti. Bir zaman sonra ben, tatsız ve alelade bulacaktım. O, benden, belki fazla erkeğe benzediğim ve basit olduğum için çabucak bıkacaktı." (Syf. 45)
Hasan Bey, çapkın bir zabit. Zeyno'ya duyduğu his, önceki görev yaptıği yerdeki ilişki yaşadığı Kürt kızıyla ilgili aslında. Zeyno'yu görünce o köyde yaşadığı ilişki geldi aklına. Hasan Bey'i gerçekten yürekten seven tek kişi Azize oldu. Ama Azize'nin de kıskançlık sorunu vardı. Öyle böyle bir kıskançlık değil. Hasan Bey'in yanında dişi sinek görse ondan dahi kıskanacak vaziyette. Tabi bu durum bir süre sonra