yaşamın anlamını ve anlamsızlığını sorguladığımda beni hayata bağlayan şeyin acılardan ve anlamsızlıklardan bir gün kurtulacağıma, güzel ve mesut günler göreceğime dair olan bitmek tükenmek bilmeyen yoğun bir inanç olduğuna kani olurum. bunun için tüm sıkıntılara göğüs gerer, her pozitif insan gibi yarın bugünden daha iyi olacak mottosuna sığınarak kendimi avuturum.
ama gerçeği tüm çıplaklığıyla görebilen gerçekçi bir beyin, her sınırlı şey gibi uzun vadede yok olacakların getirdiği ıstırabı öngörmekte, idrak etmekte ve içselleştirmekte ne yazık ki zorluk çekmez.
tüm bunları gördüğünde ise, her aklı kendi boyutunu aşan insan gibi , sadece sıradan bir yok oluştan daha fazlasını yapmaya, ismini hafızalara kazımaya, insanlığa ve doğaya bir şeyler bırakabilmeye, sevmeye ve sevilmeye anlamlar yüklersin. çünkü bunlar sınırsızdır. maddiyata bağlı beklentiler ise insanın ıstırabını dindirmekte yetersizdir. bilinci anlamladırmak ve bir ülkü sahibi olabilmek, bedeninin çürümesine rağmen ruhunun sonsuzluğa erişebilmesinin belki de yegane yoludur.
bu bağlamda da, yazmak seni sınırlarından kurtaran, toplumun içinde kaybettiğin özgürlüğünü yeniden sana geri veren, seni saçmalıklarınla dahi anlamlı gösteren, bulunmaz bir nimet haline geliyor. yazdıkça dostoyevski'yi hatırlıyor, ruhuna methiyeler düzüyorsun, anlamsızlıklarından kurtulup, derin bir oh çekiyorsun. bilinçaltının dallarını budayıp, yeni filizlerin ruhunda bitmesine imkan tanıyorsun.