doğrusu toplum bizi kandırmıştı. eğitimin gücüne liyakatın değerine bizleri inandırmıştı. bütün bunlar olursa “her şey çok güzel olacak” diye tozpembe bir resim çizmişti. nepotizmden, adaletsizlikten, sevgisizlikten bahsetmemişti. güzel ahlaktan dem vurup, ahlakı ve etiği hiçe sayanların baş tacı edileceği söylenmemişti.
başarıları gölgelemenin, başarıya ulaşmaktan kolay olduğu dünyada itibarsızlaştırma politikaları bunun için vardı. inandığımız hiçbir değerin toplumda karşılığı yoktu. önümüzü göremiyor, arkamızda olanlara artık anlam veremiyorduk. sıkışıp kalmıştık, başka bir devrin adamı gibi yetiştirilip zaman makinesiyle bu ana yollanmıştık. çırpındıkça batıyorduk. “bir umut ki yaşatır insanı” misali feveranlarımız akabinde “acaba mutlu olabilir miyiz bir çıkar yol bulabilir miyiz?” diye sorguluyorduk. idealarımız, benliğimizden fersah fersah uzakta kalmıştı. maddi beklentileri adına ölümsüzlük iksirini bulmuşcasına yaşayanlar dünyamızı kirletmiş hayallerimizi piç etmişti.