Gıcırdayan ahşap merdiven, sık sık kesilen elektrik yüzünden hep el altında tutulan gaz lambasının titrek alevi, namaz kılarken sırtına atladığım şefkatli babaannemin, "Semi allahu limen hamideh" diye sesini yükseltmesi, pembe pembe köpüren reçel kaynatıldığı günlerde eve yayılan hoş koku ve bütün bunları nasıl da unutmuşum sorusunun yarattığı tedirgin edici yabancılaşma duygusu...
İşte böyle sevgili Wilhelm, dünyada en çok çocukları kendime yakın buluyorum. Onları seyrederken, en ufak şeyde bile, gün gelip de çok ihtiyaç tüm erdemlerin, tüm güçlerin mayasını görünce, inatçılıklarında gelecekteki tutarlılığa ve karakter sağlamlığına, yaramazlıklarında dünyanın tehlikelerine teğet geçen mizah ve umursamazlığa bakınca, her şey öylesine bozulmamış, öylesine bütünlük içinde ki!
Üst sınıfın insanları, alt sınıfa şey karşı her zaman soğuk bir mesafe içinde, sanki yakın davransalar bir şey kaybedeceklermiş gibi; bir de düşüncesizler ve başkalarına kötü niyetle takılmaktan hoşlananlar var, kibirlerini zavallı insanlara daha çok hissettirsinler diye onların seviyesine inmiş gibi davranıyorlar.
Eşit olmadığımızı, olamayacağımızı çok iyi biliyorum, ancak saygı görmek adına alt tabaka insanlarından kendini uzak tutmak gerektiğine inanan kişi, yenilgiden korktuğu için düşmandan saklanan bir korkak kadar eleştiriyi hak eder.