İyi bir kitap olduğunu duymuştum ama beni bu kadar etkileyeceğini düşünmedim. Kitap bitmeden wowww dedim, kitabın ortalarında şak diye vurur ya hani hakiki olan. Hah işte o vuruş bu kitapta mevcut Konusu ayrı, işleyişi ayrı etkiledi. Aşçıbaşının hikayesini okurken mest oldum. Hüzünlendim, boğazıma bir yumru oturdu, umutsuzluğa kapıldım çoğu yerde ama sanırım hep Aşçıbaşına güvendim. Yazar karakteri o kadar iyi ele almış ki çok ince bir yere dokunuyor. Bunun yemek veya pişirme ile alakası yok. Ruha dokunduğunu hissediyorsunuz.
Taht kavgasında herkesin kellesi giderken Aşçıbaşının kurtuluşu, pir-i lezzet için eğitimi, gittiği ülkeler, insanların o müthiş bir gerçeklik ile ele aldıkları ilimleri. İliklerime kadar hissederek okudum kitabı.
Kitap baştan sona öyle bir emek ile yazılmış ki tarihi bulgular, terimler her birini tekrar tekrar okumak isteyeceksiniz.
İsmi Pir-i Lezzet olsa da sadece bir yemek kitabı aslaaa değil. Aşk, aile, ihanet, hanedan, yemek, baharat o kadar çok etken terim var ki. Kitabın 17 dile çevrilmesi ve benim daha yeni okumam ise benim ayıbım. Geç okuduğum için pişmanlık duyacağım bir kitap olacak ama iyi ki okumuşum. Bambaşka bir pencereden bakış açısını okumak, deneyimlemek ve en tuhafı ise okuyarak damakta can buldurmak. İnce ince işlenmiş bu şaheseri okumanızı şiddetle tavsiye ederim.