Demet Akpınar

Sizi yok etmek isteyenleri sevmek gibi, yapması imkânsız bir şeydi bu da, ama hareketin verdiği mesaj açıktı; her insanın kalbinin derinlerindeki nihai ahlak anlayışına güvenmek. Bu mu yoksa bu mu, hangisi? Adaletsizliğiyle insanı uysallaşıran, silikleştiren bu dünya mı yoksa ona yetişmenizi bekleyen daha gerçek dünya mı?
Sayfa 173·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Nickel Çocukları
10/10
·216 syf.··
2026 39. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:02
Nickel Çocukları’nı bitirdiğimde uzun süre kitabın kapağına bakakaldım. Bazı kitaplar okunup biter, bazılarıysa son sayfadan sonra insanın içinde yaşamaya devam eder. Nickel Çocukları bende tam da böyle bir etki bıraktı; sarsıcı, unutulmaz ve kapağını kapattıktan sonra bile zihnimden çıkmayan bir roman oldu. Colson Whitehead yalnızca acı bir hikâye anlatmıyor; edebiyatla gerçeği öyle ustalıkla birleştiriyor ki okur kendini hem bir romanın içinde hem de tarihin karanlık bir döneminin tam ortasında buluyor. Dilindeki sadelik, anlatımındaki güçle birleşince sayfalar adeta uçup gidiyor. Kitabın en büyük başarısı da burada yatıyor sanırım: Böylesine ağır bir konuyu anlatırken bir an bile okuru hikâyeden koparmıyor. Ama beni en çok Elwood etkiledi. Çünkü o yalnızca bir karakter değil; inancın, umudun ve adalet arayışının sembolü. Martin Luther King’in sözlerine tutunan, dünyanın daha iyi bir yer olabileceğine gerçekten inanan, haksızlık karşısında geri adım atmayan bir çocuk. Onun zekâsı, bilgeliği ve yaşına sığmayan olgunluğu hayranlık uyandırırken, yaşadıkları insanın içini parçalıyor. Roman boyunca en çok canımı yakan şey, Nickel’de çocukların yalnızca çocukluklarının değil, geleceklerinin de çalınmasıydı. Elwood’un kaybı bu yüzden bu kadar ağır geliyor. Çünkü onunla birlikte yalnızca bir hayat değil, gerçekleşebilecek onlarca ihtimal de yok oluyor. Belki çok iyi bir öğretmen, belki bir avukat, belki de insanların hayatını değiştirecek bir lider olacaktı. Bunu asla öğrenemeyecek olmak insanın yüreğini sızlatıyor. Whitehead’in anlattığı hikâye belirli bir döneme ait gibi görünse de aslında çok daha evrensel. Gücün kötüye kullanılması, adaletsizlik, önyargılar ve sessiz kalmanın bedeli bugün de güncelliğini koruyor. Bu yüzden Nickel Çocukları sadece geçmişi anlatan bir
Nickel ÇocuklarıColson Whitehead · Siren Yayınları · 2019908 okunma
Geri Verilen Kız
6/10
·184 syf.··
2026 41. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 01:11
Geri Verilen Kız benim için maalesef beklentilerin altında kalan bir roman oldu. Kitabın merkezindeki fikir aslında oldukça çarpıcı: Bir çocuğun yıllarca büyüdüğü aileden koparılıp biyolojik ailesine geri verilmesi. Ancak bu güçlü başlangıcın hikâye boyunca aynı etkiyle sürdürülebildiğini düşünmüyorum. Roman boyunca anlatılan bazı sahneler beni karakterlerin duygularına yaklaştırmak yerine hikâyeden uzaklaştırdı. Bu yüzden anlatıcının yaşadığı yabancılık, öfke ve aidiyet arayışına tam anlamıyla odaklanamadım. Ayrıca karakterlerin yaşadığı çatışmaların daha derin işlenmesini, öfkenin ve kırgınlığın daha güçlü hissedilmesini beklerdim. Kitapta beni en çok rahatsız eden noktalardan biri ise kardeşler arasındaki ilişkinin zaman zaman sınırları zorlayan bir noktaya taşınmasıydı. Yazarın bu tercihle karakterlerin sevgisizlik, yalnızlık ve aidiyet arayışını vurgulamak istediğini düşünüyorum; ancak bana göre bu durum hikâyeye anlamlı bir katkı sunmaktan çok rahatsız edici bir ayrıntı olarak kaldı. Zaten baştan sona aile olmanın ne demek olduğunu öğrenmeye çalışan karakterler için bu tercih gereksiz ve zorlama hissettirdi. Yine de Adriana ile kurulan kardeşlik bağı romanın en etkileyici tarafıydı. Kitabın sıcaklığını ve duygusal gücünü büyük ölçüde bu ilişki taşıyor. Buna rağmen karakter gelişimi ve hikâyenin ulaştığı nokta beni tatmin etmedi. Özellikle finalin ardından aklımda kalan duygu, tamamlanmışlık değil, eksiklik hissi oldu. Hikâyenin biraz daha derinleşmeye, karakterlerin ise biraz daha yaşamaya ihtiyacı varmış gibi geldi. İlgi çekici bir konuya sahip olsa da benim için potansiyelini tam olarak kullanamamış, fazlasıyla övüldüğünü düşündüğüm bir romandı.
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,196 okunma
El Kızı
Puan vermedi·400 syf.··
2026 34. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 14:58
Orhan Kemal’in bu romanı insanın içine sessizce yerleşen, bittikten sonra bile uzun süre etkisini kaybetmeyen eserlerden biri oldu benim için. Başta sıradan bir aile hikâyesi gibi başlayan roman, ilerledikçe insanın içini parçalayan bir yalnızlık, ihanet ve vicdan hikâyesine dönüşüyor. Roman boyunca en çok Nazan’ın yaşadıkları canımı yaktı. Evet, fazla saf, fazla boyun eğen bir kadındı. Belki biraz daha güçlü olsa hayatı başka türlü olabilirdi. Ama yıllarca ezilen, aşağılanan ve değersiz hissettirilen insanların bir noktadan sonra kendilerini gerçekten “yük” gibi görmeye başlamasını çok acı biçimde hissettiriyor Orhan Kemal. Nazan’ın oğlunun karşısına çıkamaması sadece korku değil; kendi sefaletinden utanmasıydı. Mazhar ise romanın en trajik karakterlerinden biri bence. Çünkü kötü doğmuş biri değil ama zayıf bir karakter. Annesinin etkisinden çıkamayan, karısına sahip çıkamayan, hayranlık duyulmaya ihtiyaç duyan bir adam. Jale’yle ilişkisinde bile asıl yıkıcı olan Jale değil, Mazhar’ın acımasızlığıydı. Karısını yalnız bıraktı, ihanet etti ve sonunda Nazan’ı kendi hayatından sessizce sildi. Aslında yuvayı yıkan kişi Jale değil, Mazhar’ın korkaklığı ve vicdansızlığıydı. Jale karakteri ise romanın en şaşırtıcı insanlarından biriydi. Toplumun gözünde “bar kızı”, “evli adamla birlikte olan kadın” gibi görülebilecek bir karakterin, namuslu geçinen çoğu insandan daha vicdanlı çıkması çok çarpıcıydı. Nazan’a gerçekten acıyan, sahipsiz çocuğa kol kanat geren, bazı anlarda romandaki en insani davranışları gösteren kişi oydu. Orhan Kemal burada toplumun ahlak anlayışını da sorguluyor aslında. Çünkü gerçekten kötü olanlar bazen namazında, tesbihinde, saygın görünen insanlar olabiliyor. Hacer Hanım karakteri beni en çok öfkelendiren kişi oldu. Sürekli din, namaz, tesbih içinde
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
Biz Hep Şatoda Yaşadık – Sevginin Karanlık Yüzü
6/10
·183 syf.··
2026 37. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 17:00
Bazı romanlar okuru korkutur, bazıları üzer. Shirley Jackson’ın Biz Hep Şatoda Yaşadık romanı ise insanı rahatsız eden daha farklı bir şey yapıyor: Sevginin ne kadar ileri gidebileceğini sorgulatıyor. İlk sayfalarda Blackwood ailesinin gizemli geçmişini, kasabanın düşmanlığını ve Merricat’in tuhaf dünyasını okuyoruz. Hikâye ilerledikçe bunun bir cinayet romanından çok daha fazlası olduğunu anlıyoruz. Bu romanın merkezinde suç değil, sevgi var. Ama sağlıklı, güven veren bir sevgi değil; insanı dünyadan koparabilecek kadar güçlü, sahiplenici ve yıkıcı bir sevgi. Merricat’in Constance’a duyduğu bağlılık, sıradan bir kardeş sevgisinin çok ötesine geçiyor. Constance onun için yalnızca bir abla değil; evi, güvenliği, huzuru ve bütün dünyası. Roman boyunca Merricat’in yaptığı her şeyin temelinde bu bağı koruma isteği yatıyor. Onun gözünde Constance’a yaklaşan herkes bir tehdit. Charles da, kasaba da, hatta kendi ailesi bile. Bu yüzden romanın asıl dehşeti cinayetlerde değil, sevginin takıntıya dönüşmesinde gizli. Merricat’in korumak istediği şey aslında Constance değil; Constance ile kurduğu küçük ve kusursuz dünya. Ve bu dünya uğruna ödenen bedel korkunç derecede ağır. Yangın sahnesi romanın dönüm noktası. İlk bakışta yanan bir ev görüyoruz. Oysa aslında yanan şey dış dünyayla kurulabilecek son bağlar. Charles’ın gelişiyle çatırdamaya başlayan düzen, yangınla birlikte tamamen yıkılıyor. Fakat aynı anda Merricat’in hayalindeki “şato” da doğuyor. Yarı yanmış ev, iki kız kardeşin dünyadan çekildiği, kendilerine ait bir masala dönüşüyor. Romanın sonlarına doğru kasabanın tavrı değişiyor. Kapıya yiyecekler bırakıyorlar, yardım etmeye çalışıyorlar. Ancak bu affediş çok geç geliyor. Kasaba onları kabul etmeye başladığında, Constance ve Merricat çoktan dünyadan vazgeçmiş
Biz Hep Şatoda YaşadıkShirley Jackson · Siren Yayınları · 20171,205 okunma