Demet Akpınar

Disiplin gevşiyor, jandarmalar, emir erleri, taşranın küçük soyluları, okçular, İsviçreli paralı askerler köylülere, kasabalılara ardı arkası kesilmeyen kötülükler yapıyorlar, çiftçilerin evlerindeki erzakla yetinmeyen askerler onları sopa ve dipçik darbeleriyle şehre şarap, ba-lık, baharat ihtiyaçlarını ve diğer aşırı isteklerini karşılamaya gönderiyorlar. Kral bunları biliyor. Halkımızı sıkıntılardan, hırsızlıklardan, yağmalardan korumamız gerek. Tanrı adına bizim irademiz budur! Ayrıca çalgıcıların, berberlerin, acemi askerlerin prensler gibi kadifeler, ipek kumaşlar giymeleri altın yüzük takmaları hiç hoşumuza gitmiyor, Tanrı bu gösteriş budalalığından nefret eder. Biz soylu insanlar olarak Paris'te metresi on altı kuruşluk çuhadan hırka giymekle yetiniyoruz. Askerler de aynı şeyi yapabilirler.
Sayfa 477·Kitabı okudu
Reklam
...aşk bir ağaç gibidir: Kendiliğinden yetişir, kökleriyle tüm benliğimizin derinlikleri sarar ve yıkıntı halindeki bir yürekte yeşermeye devam eder. Bu tutkunun ne kadar körse, o kadar inatçı oluşunu açk-lamak mümkün değildir. Kendi içinde tutarlı olmadığında daha da güçlüdür.
Sayfa 404·Kitabı okudu
dizlerinin üzerinde ona yaklaştı. — Sana yalvarırım, diye bağırdı, biraz vicdanın varsa beni reddetme. Ah! Seni seviyorum, ben bir sefilim! Bahtsız kız, bu ismi her söylediğinde sanki yüreğimin tüm liflerini dişlerinin arasında çiğniyorsun. Merhamet et! Cehennemden geliyorsan, seninle oraya gelirim. Her şeyi bunun için yaptım. Senin olduğun cehennem benim cennetimdir, Görünüşün Tanrı'dan daha cezbedici! Ah! Söylesene, beni istemiyor musun? Bir kadının böyle bir aşkı reddettiği gün dağların yerinden oynayacağını sanırdım. Ah! İsteseydin!.. Ah! Ne kadar mutlu olabilirdik! Kaçar giderdik. Seni kaçıracaktım, bir yerlere gidip dünyanın en çok güneş alan, en ormanlıklı, göğü en mavi yerine yerleşecektik. Birbirimizi sevecek, ruhlarımızı birbirlerine karıştıracak, birbirimize karşı hissettiğimiz büyük susuzluğu, aşkın kurumak bilmez çeşmesinden birlikte ve hiç durmadan içerek giderecektik.
Sayfa 359·Kitabı okudu
Yüzünde ne bir kızarma, ne de utanç belirtisı vardı. Utanan ne olduğunu bilmeyecek kadar toplumdan uzak, doğaya daha yakındı. Zaten böylesine şekilsiz bir varlık için alçaklık önemli bir şey miydi? Ama öfke, nefret ve umutsuzluk bu iğrenç yüzün üzerine yavaş yavaş, giderek kararan, tekgö-zünden binlerce şimşek halinde yayılacak ölçüde elektrikle yüklenen bir bulut indiriyordu.
Sayfa 247·Kitabı okudu
Kuşkusuz bunun altında bir evladın fedakârlığı, bir uşağın bağılığı, ayrıca bir zihnin bir başka zihin tarafından büyülenmesi yatıyordu. Zavallı, beceriksiz ve sakat bir beden derin, kıvrak, üstün bir zekânın önünde başını öne eğiyor, onu yalvaran gözlerle izliyordu. Nihayet hepsinden önemlisi ona neyle mukayese edeceğimizi bilemediğimiz, doruk noktasına ulaşmış bir minnet duyuyordu. Bu erdem, en güzel örnekleri insanlar arasında yaşanan erdemlerden değildi. Quasimodo başdiyakozu bir köpeğin, bir atın, bir filin sahibini sevebile-eginden daha çok seviyordu.
Sayfa 167·Kitabı okudu
Reklam