"Babama Eşekli Kütüphaneci derler. Ürgüp'ün içindeki kitaplığı yönetirken otuzdan fazla köyün halkına eşekle kitap taşıdığı için ona bu adı taktılar. Emekli olduğu halde hâlâ bu adla çağrılır. Bütün köylere tek tek gidip , yetişkinlere,çocuklara kitap verdi. Millet kitap okusun, kadınlar da kitap okusun diye yıllarca çırpındı babam."
Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz'ün öyküsü. Mustafa Bey'de derin bir kitap sevgisi vardı. Ona tutku demek daha doğru olur. Çoğu insanın tanımadığı, bilmediği bu bambaşka tutku,bir aydınlık tutkusudur. Ama ne yazık, öyküsünün sonu acı bitiyor. Aydınlık düşmanları Mustafa Bey'i kolayca saf dışı ettiler. Ama acı bitse de, Mustafa Bey savaşımı kazanıyor. Onun kişiliğinde biz kazanıyoruz. Biz derken Sevgili Okur,bunun içinde sen de varsın.
Stefan Zweig'in en sarsıcı metinlerinden biri olan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, ünlü bir yazarın doğum gününde aldığı uzun bir mektupla açılıyor. Mektubu yazan kadın, ismi hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz, hayatını tek taraflı ve sessiz bir aşka adamış"bilinmeyen" bir kadındır. Yazarın farkında bile olmadığı bu aşk, kadının çocukluğundan anneliğine uzanan bir hayat hikâyesiyle, itiraf niteliğinde önümüze serilir.
Zweig bu kısa ama yoğun metinde; aşkın takıntıya dönüşebilen doğasını, görülmeme duygusunu, kadın yalnızlığını ve insanın kendi hayatında başrol olmamasını çarpıcı bir psikolojik derinlikle anlatıyor. Az sayıda büyük bir duygu yükü taşıyan bu roman, okuru hem anlatıcıya hem de muhataba karşı rahatsız edici sorular sormaya zorluyor.