Kitabı kısa bir sürede okudum, bitirdim. Ağıtçı kadının hikayesi yazarın akıcı üslubuyla birleşince su misali bir okuma deneyimi oldu. Ağıtçı kadın bir hayalin peşinde koşarken okuyucular da insanın yüreğine işleyen birkaç ölüm hikayesi ile buluşuyor. Kitapla birlikte birkaç şehirde geziyormuş hissini yaşadıktan sonra Malatya'ya geliyoruz. Depremden sonra yıkılan yerlerden bahsedince biraz da burkuldu içim, o yüzden bir inceleme yazmak istedim.
Ağıtçılık artık yok, Turgut Özal yok, İnönü yok, Kemal Sunal yok, Ahmet Kaya yok. Yaşlı kadına göre herkes dünyada şen şakrak yaşayıp ununu eleyip eleğini astıktan sonra eğer öleceği varsa muhakkak sokakları ve havası temiz güzel Malatya'ya gelmeliydi. Artık sokaklar temiz değil ve ağıtçı kadının alışveriş yaptığı mısır çarşısı da yıkıldı.