İbrahim buğu

İbrahim buğu
@EZeL_34
Aklı hür, vicdanı hür. Hümanist
“Ben de varolmak istedim. Yalnızca bunu istedim hatta; işte yaşantımın son sözcüğü: Bağıntısız görünen bütün bu girişimlerin altında aynı arzuyu buluyorum. Varoluşu söküp atmak, onları yağlarından temizlemek, bükmek, kurutmak, kendimi arıtmak, katılaştırmak ve böylece bir saksaf on notasının açık ve belirli sesini vermek istiyorum. Bir zavallı da yanlış dünyaya gelmişti. Bir kıssa bile çıkar-tılabilirdi bundan. Bütün öteki insanlar gibi, parklar, kahveler, ticaret kentleri dünyasında varlığını sürdürüyordu”
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Ya bir şeyler olsaydı? Ya birdenbire doğa kıvranmaya başlasaydı? O zaman doğanın hemen şurda olduğunu anlarlar, yürekleri göğüslerinden fırlayacakmış gibi çarpardı. Dalga kıranlar, savunma araçları, elektrik merkezleri, yüksek fırınları, şahmerdanları neye yarayacaktı o zaman?”
“Bu tepenin üstünde, ne kadar uzak hissediyorum kendimi onlardan. Başka bir türdenmişim gibi geliyor bana. Bütün bir gün çalıştıktan sonra bürolardan çıkıyor, memnun bir tavırla evlere, alanlara bakıyor, bu kentin onların kenti olduğunu «güzel bir taşra kenti» olduğunu düşünüyorlar. Korkmuyorlar, kendi evlerinde duyuyorlar kendilerini. Musluklardan akan sudan, düğmeyi çevirdiklerinde ampullerinden fışkıran ışıktan, dayanaklarla tutturulmuş melez ağaçlardan başka bir şey görmezler. Günde belki yüz kez tanıtlarlar yaşantılarıyla; her şeyin mekanik oluştuğunu, dünyanın değişmeyen yasaların boyunduruğu altında olduğunu. Hiçliğe terkedilen bedenlerin hepsi de aynı hızla, aynı hızla düşerler, park her gün, kışın on altı'da, yazın on sekiz'de kapanır, kurşun 335 derecede erir, Belediye alanından son tramvay saat yirmi üçte kalkar. Gevşek ve cılız yüzlüdür bu insanlar. Yarın'dan başka, yani bir diğer bugün'den başka bir şey düşündükleri yoktur.
1000Kitap
“İnsan can çekişirken kendini aşıyor. Bir ölünün odasında durmak bile yeter bunu anlamak için. Ölüm seçkin bir durum olduğundan, bir şey vardır ölüden çıkıp odada bulunanlara geçen. Bir tür yüceliktir bu. Babam öldüğünde, son bir kez onu görmem için ölüsünün bulunduğu odaya götürdüler beni. Merdivenleri çıkarken çok mutsuzdum, ama öte yandan da bir tür dinsel kıvançla sarhoş gibiydim; işte sonunda ben de seçkin bir durum içine giriyordum. Duvara yaslandım, yapılması gerekli hareketleri yapmaya çalıştım. Gel gör ki odada yalnız değildim, annem ve halam da vardı içerde, babamın karyolasının kıyısında diz çökmüşlerdi, hıçkırıklarla her şeyi berbat ediyorlardı.
1000Kitap
“püskürüyordum. Bunların nerden çıktığını, nasıl olup da hiçlik yerine bir dünyanın varolduğunu bile soramıyordu kendi kendine insan”