Bir erkek dibe vurduğunda aynı zamanda her şeyini kaybetmiş demektir. O zaman etrafındaki savunmasız insanların vay haline! İş, ücret, ekmek, ateş, cesaret, iyi niyet, hepsi aynı anda ortadan kaybolur. Dışarıda hava kararırken, içeride ahlakın ışığı söner; erkek bu karanlıklarda kadının ve çocuğunun zaaflarıyla karşılaşıp onları en rezil alçaklara doğru sürükler.
O zaman tüm iğrençlikler olasıdır. Umutsuzluk her biri günahlara ve suçlara açılan kırılgan çitlerle çevrilidir.
Kadınların bakışı sakin görünen ama olağanüstü bir güce sahip olan çarklara benzer. Her gün dingince, hiç zarar görmeden ve hiç umursamadan yanından geçilir. Hatta bazen onun orada olduğu bile unutulur. Gelen, giden, düşlere dalan, sohbet eden, gülen kişi aniden kıskıvrak yakalandığını hisseder! Her şeyin sonu gelmiştir. Çark sizi tutar, bakışı sizi ele geçirir. Sizi nerenizden ya da nasıl ele geçirdiğini önemsemeden zihninizden akıp giden bir düşünceden, bir anlık dalgınlığınızdan yakalar. İşiniz bitiktir.
Esir Şehrin İnsanları, Kemal Tahir’in işgal altındaki İstanbul’u anlattığı, insanın çaresizliğini ve iç hesaplaşmasını merkeze alan bir romandır. Romanı okurken asıl anlatılanın savaş değil, savaşın insanlar üzerinde bıraktığı ruh hali olduğunu hissediyorum. İstanbul, yalnızca işgal edilmiş bir şehir değil; suskunluğu, korkusu ve kabullenişiyle insanları da esir almış bir yerdir