(...) Kleist, o ebedi abartıcı, ölümü de yukarıya, bir tutkuya yükseltir; bir sarhoşluk, bir sefahat alemi, bir esrimedir bu. Onun çöküşü mutlu olmaktır, kendini adamaktır, hayatında hiç tanımadığı bir biçimde; açılmış kollar, mest olmuş dudaklarla, neşe ve keyif içinde, şarkı söyleyerek atar kendini uçuruma.
Sadece bir sefer, sadece bu sefer, tek bir kereliğine Kleist'ın ruhu, dudakları çözülmüştür, o boğuk ve kısık ses ilk kez bir sevinç ve şarkı içinde duyulur o veda günlerinde...
(...) O günlerde yaptığı her şey, yazdığı her şey onun en yüksek ölçüsünü aşar; ölüm mektupları benim algıma göre, yazdığı en mükemmel şeylerdir, son bir yükselişle yazılan Nietzsche'nin "Dionysos Dithyrambosları" gibi, Hölderlin'in "Gece Şarkıları" gibi: Onlarda bilinmeyen göklerin rüzgarları eser, bütün dünyeviliğin üzerinde bir özgürlüktür esen.