* Bu kısa hikaye, kitabın ilk bölümünde bahsi geçen Koreander isimli karakterden hareketle, bir ön hikayecik niyetiyle yazılmıştır. Tamamıyla kurmacadır.
"İstediğim her şeyi yapabilecek olsaydım, yapar mıydım? Tüm dileklerimin gerçekleşeceği bir dünyada neler dilerdim? Daha da önemlisi, kim veya ne için dilerdim?"
Zihni bir süredir bu sorularla dolu olan, çiçeği burnunda bir gençti Koreander. Yirmi yaşına gireli dört gün olmuştu. Orta halli bir ailenin ortanca çocuğuydu. Hayatı ve olup bitenler üzerinde düşünmeyi seviyordu. İnsanları merakla gözlemliyor, neden böyle davrandıklarını anlamaya çalışıyordu.
Her biri diğerinden farklı gibi görünen insanların; ne kadar benzer dürtülerle hareket ettiğini fark ettiğinde, lise son sınıftaydı. Dedesi, o yıl vefat etmişti ve babasıyla üç amcasına büyük bir miras bırakarak gitmişti. Babası, dedesinin cenazesinin ertesi günü; mirastan pay istemediğini belirtmiş ve bir ay boyunca anneannesinin yanına uğramış, ihtiyaçlarını karşılamıştı. Bu sırada amcaları çoktan davalık olmuşlardı. Yine de iki ay süren mahkemenin ardından anlaşmışlar ve mirası pay etmeyi başarmışlardı. Annesi de, babasını saflıkla suçluyordu. Biraz daha akıllıca davransa, çok daha rahat bir hayat yaşayabileceklerini söyleyip; babasını azarlıyordu. İşte o yıl fark ettiği şey; insanların çoğunun annesine ve babasının kardeşlerine benzemesiydi.
Çoğu arkadaşı geleceğini planlarken ya da gün içindeki davranışları sırasında; kendi rahatlığını, faydasını düşünerek hareket ediyordu. Farklı şeylerle ilgileniyorlar, farklı giyiniyorlar, farklı müzikler dinliyorlar, farklı yemekleri seviyorlar, farklı insanlarla takılıyorlar ama sırf kendileri için, sadece yaşamak için yaşıyorlardı. Fakiri de, zengini de, dindarı da, inançsızı da, güzeli de, çirkini de, çalışkanı da,