Ayse Nur

9/10
·142 syf.··
2026 27. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 14:44
Stepford Kadınları (The Stepford Wives), Amerikalı yazar Ira Levin tarafından 1972 yılında yayımlanmış. Sonsözü saymazsak, kitap toplam yüz otuz yedi sayfadan oluşuyor. Stepford isimli bir kasaba var. Bu kasabada yaşayan insanlar genelde başarılı ve varlıklılar. Özellikle kadınlar bakımlı ve sakinler. Ev işleri ile de mükemmel bir şekilde ilgileniyorlar. Kahramanımız Joanna da, eşi Walter ve iki çocuğu ile bu “kusursuz” yere taşınıyor. Walter taşındıktan sonra Erkekler Kulübü’ne gitmeye başlıyor. Joanna da buna benzer bir kulüp kurmak için, kasabadaki kadınlarla iletişime geçiyor. Ama kısa süre içinde bir tuhaflık olduğunu fark ediyor. Çünkü kadınlar sanki birbirinin aynısı gibi davranıyor. Konuştuğu kadınların çoğu eşlerini mutlu etmeye ve onların hayatını kolaylaştırmaya odaklanmış gibiler. Joanna da bu fazla “mükemmel” görünen düzeni sorgulamaya başlıyor. Kitap, satır aralarında ageism, görünmez ev içi emek ve zaman yoksulluğu gibi birçok önemli konuyu düşündürdü bana. Bu yüzden yazarın kalemine sağlık demek istiyorum. Kitabın dili akıcı ve sürükleyiciydi. Kısa olmasına rağmen de temposu hiç düşmüyordu. O yüzden okurken keyif aldım. Tavsiye ederim. 2004 yapımı bir film uyarlaması var Stepford Kadınları’nın. Başrolde de Nicole Kidman yer alıyor. Çeviri için Seçkin Selvi’nin emeğine sağlık. @_sayfayolcusu_
1000Kitap
Stepford KadınlarıIra Levin · İthaki Yayınları · 20222,683 okunma
Reklam
8/10
·88 syf.··
2026 6. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 00:07
Aylardan Mayıs, ben ise 17 Şubat’ta okuduğum bir kitabın yorumunu ancak şimdi yazıyorum. “Biraz demlensin istedim” desem de (şaka şaka), bazı kitaplar var ki güzellikleri yüzünden onları nasıl anlatacağımı bilemiyorum ve yorum yazmayı erteliyorum. Bu da onlardan biriydi. O yüzden yorumu aylar sonra geldi. Zabel Yesayan ile henüz tanışmadıysanız, naçizane tavsiyem bir an önce tanışmanız ve 1922 yılında yayımlanan “Sürgün Ruhum (Hokis Aksoryal)”un şiirsel cümlelerinde kaybolmanız. Yazar, yurt dışında yaşamış ressam Emma’nın Üsküdar’a dönüşünü ve sonrasında yaşadıklarını anlatıyor. Ancak bu kitabı klasik bir hikaye gibi okumak pek mümkün değil. Bitirdiğinizde birçok sorunun cevapsız kaldığını hissedebilirsiniz. Bu yüzden olaylardan çok hislere odaklanarak, tadını çıkararak ve süreçle birlikte akarak okumak en güzeli bu sürgün anlatısını. Çevirmen Mehmet Akif Uslu’nun da çevirisine ve yazdığı sonsöze sağlık. Oldukça keyifli bir çeviri okudum ve aynı zamanda etkileyici bir sonsöz.@_sayfayolcusu_
1000Kitap
Sürgün RuhumZabel Yesayan · Aras Yayıncılık · 201681 okunma
8/10
·152 syf.··
2026 23. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 14:30
Gianrico Carofiglio’nun 2017’de yayımlanan “Sabahın Üçü” romanıyla zaman zaman karşılaşıyordum. Kapağı da nedense Antonio Skarmeta’nın “Gökkuşağı Günleri” kitabını anımsatıyordu bana. Bir gün arka kapak yazısını okuyunca merakım iyice arttı ve nisan ayında okumaya başladım. Antonio ergenlik çağında ve anne babası boşanmış bir genç. Epilepsi hastalığı nedeniyle ailesiyle birlikte Marsilya’daki bir uzmana gidiyorlar. Doktor, kesin tanı koyabilmek için üç yıl sonra yeniden gelmelerini söylüyor. Üç yılın ardından bu kez yalnızca babasıyla Marsilya’ya giden Antonio’nun, hastalığın geçici olup olmadığını anlayabilmek için iki gün iki gece uyumaması gerekiyor. Asıl hikaye de tam burada başlar. Biz de okur olarak Antonio ve babasının bu uykusuzluk sürecine eşlik ederiz. Marsilya sokaklarında onlarla birlikte dolaşırken, aslında yıllardır ertelenmiş konuşmaların açıldığına, baba ile oğlun birbirini yeniden ve daha derinden tanımasına tanıklık ediyoruz. Kırk sekiz saat uyumama fikri ilk başta oldukça ürkütücü geldi. Sonra kendi deneyimim aklıma düştü. Bir yolculuk nedeniyle yaklaşık otuz saat uyumadığım bir zamanı hatırladım. Gerçekten de o sınırda insanın algısı değişiyor, gözler açık olsa bile zihin bulanık bir şekilde ilerliyor. Neyse ki bu ikilinin bilinçleri de gözleri de açık ve böylece jazz, matematik, aşk, felsefe hakkındaki düşüncelerini yüzeysel de olsa okuyabiliyoruz. Romanın dilini beğendim. Sade, akıcı ve okuru yormayan bir anlatımı var. Bu akıcılıkta çevirmen @erenyucesancendey’in de emeği çok. Teşekkürler. Yazar, elli üçüncü sayfada kullandığı bir şiir aracılığıyla beni Kavafis’in “Bu Kenttir Gideceğin Yer” isimli şiir kitabıyla da tanıştırdı. Çok merak ediyorum o kitabı. Sonlara doğru biraz aceleye getirilmiş hissi verse ve ne olacağı çok şaşırtıcı olmasa da
1000Kitap
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,954 okunma
10/10
·157 syf.··
2026 22. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 15:11
Offf, bu kitaba bayıldım! Sanki bir yolculuğa çıkmışım da bilmediğim bir şehirde dolaşırken Takuhi Hanım’a tesadüfen rastlamışım, ayaküstü kısa bir sohbetin ardından beni o akşamki aile yemeğine davet etmiş ve ben de bu daveti kabul etmişim. Sonra kendimi uzun bir sofranın başında bulmuşum ve onun ailesi, dostları ve yakın çevresiyle birlikte oturmuş, yemek üzerine edilen sohbetleri, insanların hal ve tavırlarını, hayat hikayelerini ve aralarındaki bağları hayranlıkla izliyormuşum gibi hissettim kitabı okurken. Yüz elli altı sayfalık bu kitapta 29 tarif yer alıyor. Çoğu oldukça meşakkatli, zaman ve emek isteyen tarifler. Bu tariflerin nasıl yapıldığını öğrenirken bir yandan da 1920’ler, 30’lar ve 40’ların ekonomik koşullarına, toplumsal yapısına, gündelik yaşamın ayrıntılarına ve değişimin hızına Takuhi Hanım’ın o muhteşem kelimeleri ile tanıklık ediyor okur. Bu kitabı okurken ben de kendi çocukluğuma gittim ve babaannemin, anneannemin, annemin yaptığı yemekler birer birer gözümün önüne geldi. Babaannemin kendine has pişirdiği yuvarlak patates kızartmaları, ilkbaharda bahçeden topladığı pembe gül yapraklarıyla yaptığı gül suyu (benim de yazın o gül suyunu bir kaseye koyup azıcık şeker ekleyerek dondurup dondurma niyetine yemem) ve kış aylarında yaptığı hapsa (pekmez ve tereyağıyla hazırlanan, pudingi andıran bir tatlı). Annemin yemekleri hep güzel, hep çok lezzetli! Yaprak ve lahana sarması, tane tane dökülen pirinç pilavı ve yirmi senedir kırmızı et yemesem de çocukluktan aklımda kalan o karnıyarığın tadı…Anneannemin ise “zılfet” yemeği. Tandır ekmeği yaptıktan sonra yuvarlak bir ekmek daha yapardı ve o ekmeğin içi oyulur, çıkan parçalar küçük küçük koparılıp tekrar içine yerleştirilirdi. Üzerine sarımsaklı yoğurt, eritilmiş tereyağı, nane ve pul biber gezdirilerek
Sofranız Şen OlsunTakuhi Tovmasyan · Aras Yayınları · 2016105 okunma
10/10
·64 syf.··
2026 21. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 11:02
Kitap, biri 1983, diğeri 2014 tarihli iki öyküden oluşuyor. Özellikle beğenerek okuduğum ilk öyküde otobiyografik izlere rastlanılıyor. Tsushima, ilk öyküde su metaforu üzerinden kendi yaşam hikayesini kurmacayla iç içe geçirerek anlatıyor. Bu akışkan anlatım, üç kuşağın hayatından geçerken torun, anne ve anneanne arasındaki ilişkiyi de giderek berraklaştırıyor. Kitaba da adını veren ikinci öykü ise ilk başta bana daha bulanık ve mesafeli geldi. Bu öyküde anlatıcının zihinsel engelli abisinin hikayesi ve ailenin geçmişteki bazı parçaları anlatılıyor. Ancak sonuna ulaştığımda parçalar yerli yerine oturdu, anlatının kendi iç bütünlüğü açığa çıktı ve geriye dönüp bakınca metnin kurduğu dünya daha anlamlı hale geldi. Tsushima’nın metaforları kurma ve onları katman katman birbirine bağlama biçimini çok sevdim. Özellikle su üzerinden kurulan metaforik yapı, BelizBeliz Hoca’nın Tersine Mühendislik Atölyesi’nde sözünü ettiği manyetik alan metodunu hatırlattı bana. Yuko Tsushima’nın dünyasını ve kelimelerini daha fazla keşfetmek için kendisinin dilimize çevrilen “Işığın Alanı” ve “Dağlarda Koşan Kadın” kitaplarını da okumak üzere listeme ekledim. Eğer siz de otobiyografik anlatılara, kuşaklar arası ilişkilere ve metaforik okumalara ilgi duyuyorsanız yazarla tanışmak için geç kalmayın.@_sayfayolcusu_
1000Kitap
Köpeklere ve Duvarlara DairYūko Tsushima · Can Yayınları · 2024441 okunma
Reklam