Offf, bu kitaba bayıldım! Sanki bir yolculuğa çıkmışım da bilmediğim bir şehirde dolaşırken Takuhi Hanım’a tesadüfen rastlamışım, ayaküstü kısa bir sohbetin ardından beni o akşamki aile yemeğine davet etmiş ve ben de bu daveti kabul etmişim. Sonra kendimi uzun bir sofranın başında bulmuşum ve onun ailesi, dostları ve yakın çevresiyle birlikte oturmuş, yemek üzerine edilen sohbetleri, insanların hal ve tavırlarını, hayat hikayelerini ve aralarındaki bağları hayranlıkla izliyormuşum gibi hissettim kitabı okurken.
Yüz elli altı sayfalık bu kitapta 29 tarif yer alıyor. Çoğu oldukça meşakkatli, zaman ve emek isteyen tarifler. Bu tariflerin nasıl yapıldığını öğrenirken bir yandan da 1920’ler, 30’lar ve 40’ların ekonomik koşullarına, toplumsal yapısına, gündelik yaşamın ayrıntılarına ve değişimin hızına Takuhi Hanım’ın o muhteşem kelimeleri ile tanıklık ediyor okur.
Bu kitabı okurken ben de kendi çocukluğuma gittim ve babaannemin, anneannemin, annemin yaptığı yemekler birer birer gözümün önüne geldi. Babaannemin kendine has pişirdiği yuvarlak patates kızartmaları, ilkbaharda bahçeden topladığı pembe gül yapraklarıyla yaptığı gül suyu (benim de yazın o gül suyunu bir kaseye koyup azıcık şeker ekleyerek dondurup dondurma niyetine yemem) ve kış aylarında yaptığı hapsa (pekmez ve tereyağıyla hazırlanan, pudingi andıran bir tatlı). Annemin yemekleri hep güzel, hep çok lezzetli! Yaprak ve lahana sarması, tane tane dökülen pirinç pilavı ve yirmi senedir kırmızı et yemesem de çocukluktan aklımda kalan o karnıyarığın tadı…Anneannemin ise “zılfet” yemeği. Tandır ekmeği yaptıktan sonra yuvarlak bir ekmek daha yapardı ve o ekmeğin içi oyulur, çıkan parçalar küçük küçük koparılıp tekrar içine yerleştirilirdi. Üzerine sarımsaklı yoğurt, eritilmiş tereyağı, nane ve pul biber gezdirilerek