Aylardan Mayıs, ben ise 17 Şubat’ta okuduğum bir kitabın yorumunu ancak şimdi yazıyorum. “Biraz demlensin istedim” desem de (şaka şaka), bazı kitaplar var ki güzellikleri yüzünden onları nasıl anlatacağımı bilemiyorum ve yorum yazmayı erteliyorum. Bu da onlardan biriydi. O yüzden yorumu aylar sonra geldi.
Zabel Yesayan ile henüz tanışmadıysanız, naçizane tavsiyem bir an önce tanışmanız ve 1922 yılında yayımlanan “Sürgün Ruhum (Hokis Aksoryal)”un şiirsel cümlelerinde kaybolmanız.
Yazar, yurt dışında yaşamış ressam Emma’nın Üsküdar’a dönüşünü ve sonrasında yaşadıklarını anlatıyor. Ancak bu kitabı klasik bir hikaye gibi okumak pek mümkün değil. Bitirdiğinizde birçok sorunun cevapsız kaldığını hissedebilirsiniz. Bu yüzden olaylardan çok hislere odaklanarak, tadını çıkararak ve süreçle birlikte akarak okumak en güzeli bu sürgün anlatısını.
Çevirmen Mehmet Akif Uslu’nun da çevirisine ve yazdığı sonsöze sağlık. Oldukça keyifli bir çeviri okudum ve aynı zamanda etkileyici bir sonsöz.@_sayfayolcusu_
Gianrico Carofiglio’nun 2017’de yayımlanan “Sabahın Üçü” romanıyla zaman zaman karşılaşıyordum. Kapağı da nedense Antonio Skarmeta’nın “Gökkuşağı Günleri” kitabını anımsatıyordu bana. Bir gün arka
“Son yıllarda ışığın sosyalleşme yeteneğimi nasıl etkilediğini fark ediyorum. Kışın içime çekiliyorum. Peşinden gelen uzun ve güneşli Mart, Nisan ve Mayıs günlerinde başkalarının eşliğini daha fazla arar oluyorum, görüntülere ve seslere, renklere,motiflere, hareket eden bedenlere, iş yerimdekilerden ya da apartman dairemdekilerden başka kokulara karşı daha açık olduğumu hissediyorum.
”