“Meczupla deli aynı değil. Hoş ikisi de aklını yitirmiş denir ama aklını terk edenlere deli denir de gönlünü bulanlara meczup. Âşıklara deli diyenin aklı yoktur.”
Bana kalırsa asıl olan gönül ama benim gönlüm kırık. Hayır, parça parça hatta paramparça bir gönlüm var. Kimsenin olmayan ve kimseyi alamayan, sığdıramayan birine yer bulamayan tuz buz bir gönlüm var. Aklımınsa faydasını neredeyse hiç görmedim.
Oysa ben gitmekten fazlasını yapıyorum. Apaçık kaçıyorum. Geçmişimden kaçıyorum, yalnızlığımdan kaçıyorum, korkularımdan kaçıyorum, acılarımdan kaçıyorum, kaçmaktan bile kaçıyorum ama bir türlü kendimden kaçamıyorum. Nereye gidersem gideyim kendimi de götürmek zorunda olmak ne kadar da kötü. Bunca gidişimin sebebi kendimden kaçacak bir yer bulmak aslında. Bir çare aramak. Ama olmuyor, insan derdinden kaçsa kendinden kaçamıyor. Belki de bunun tek çaresi aklından kaçmak. Kendinden kaçmak için aklını kaybetmek gerekiyor galiba. O yüzden imreniyorum bazen delirebilenlere.
Yarım kalmış hiçbir şeyi sevemedim ben. Yarım kalmış sevdaları, yarıda bırakılmış kitapları, yarısı dinlenmiş şarkıları, yarım içilmiş çayları bile. Ama büyüdükçe hiçbir şeyin tam ve tamam olamadığını da anladım.