"Adil mi? Adaleti neyle ölçersin sen Ey Yargıç? Kim seni kırbaçladı ki, kırbaçlanmanın ne olduğunu bilesin ? Nasıl oluyor da toprak altında geçireceğim yılları gün ışığında geçirecekmişim gibi parmaklarınla sayabiliyorsun. Sen hiç
zindana atıldın mı? Ömrümün kaç baharını benden aldığını biliyor musun? Hiçbir şey bilmiyorsun sen, adil bir insan değilsin sen, çünkü ancak darbe yiyen bilir onun ne olduğunu, darbeyi vuran değil, sadece acı çeken bilir acının ne olduğunu. Kibrin yalnızca suçluları cezalandırmayı biliyor,
oysa sensin en büyük suçlu! Sen soğukkanlılıkla alıyorsun hayatımı benden, ellerinin tartmadığı, dehşetini hiç bilmediğin bir ölçüye dayanarak. Adaletin basamaklarından in aşağıya ey Yargıç, yaşayan insanların hayatını bitirme sözlerindeki ölümle!"
Verdiğim cezayı hafifletmem için senden şikayetçi olanlara karşı kendini savunmanı istedim ancak sen ağzını açmadın. Hükmümde bir yanlışlık varsa öte dünyada benden değil, suskunluğundan hesap soracaksın.
Zaman geçtikçe yaşlanırken, beklemeyi nasıl öğrenelim, bir gecede ölüp giderken nasıl sabredelim, zaman sönmeyen ateşiyle peşimizdeyken nasıl yanmayalım, ölüm arkamızdan koşarken nasıl acele etmeyelim?