Sadece geleceğe bakarak yaşayabilmesi insana ait bir özelliktir. Nitekim bu, bazen zihni bir göreve mecbur etse de varoluşun en zorlu zamanlarında o kişinin kurtuluşudur.
Yaşamı anlamlı ve amaçlı kılan şey de insandan alınamayan bu ruhsal özgürlüktür.
Faal bir yaşam, insana değerlerini yaratıcı bir çalışma ile gerçekleştirebilme fırsatı sağlamaya hizmet eder; diğer yandan eğlence içeren pasif bir yaşamsa güzellik, sanat ya da doğayı içeren hayat örüntüleri ile doyum sağlama fırsatı verir. Ancak hem yaratıcılık hem de eğlence açısından kıraç olan bir yaşamda da anlamlılık vardır. Bu, yaşamda bir yüksek ahlaki davranış olasılığı içerir; yani insanın dışsal güçler ile sınırlanmış varoluşuna yönelik tutumunda aşikar olur. Yaratıcı bir yaşam ve eğlenceli bir yaşam da ona yasaklanmıştır. Ancak anlam, sadece yaratıcılık ya da zevkte söz konusu olmaz. Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, ıstırapta da anlam vardır. Istırap da kader ve ölüm gibi yaşamın söküp atılamaz bir parçasıdır. Istırap ve ölüm olmaksızın insan yaşamı noksan olur.
Bir insanın kaderini ve içerdiği onca acıyı kabulleniş şekli, zorlukları aşmada sergilediği yaklaşım en zor şartlar altında dahi hayatına daha derin anlam katmak için ona güçlü bir fırsat verir.
Sevgi sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine gider. En derin anlamını ruhsal varlığında, kendi iç benliğinde bulur. var olup olmadığı, hayatta olup olmadığı, bir anlamda önemli olmaktan çıkar.
Bir kamptaki hayatın fiziksel ve zihinsel olarak zorunlu ilkelliğine karşın, ruhsal hayatın derinleşmesi olasılığı vakiydi. Öncesinde zengin bir entelektüel yaşamı olan hassas insanlar daha fazla acı çekmiş olabilirler (sıklıkla hassas bir yapıda olurlar) ancak içsel benliklerinde yaşadıkları hasar daha azdı. Berbat çevrelerinden içsel hayatlarının zenginliğine ve ruhsal özgürlüğe doğru kaçabiliyorlardı. Güçlü bir yapıya sahip olanlara göre, daha az dayanıklı olanların kampa daha iyi dayanması gibi görünen çelişkileri ancak bununla açıklayabiliriz.