Hakikaten şu insanlar pek müz’iç mahlûklardı. Kendi akıllarının üstünlüğüne inanarak başkasına öğüt vermekten vazgeçmiyorlar, fakat kendi gülünçlüklerini, zavallılıklarını da bir türlü idrak edemiyorlardı.
Suçu kurbanlara atmaya, saldırganları öyle ya da böyle aklamaya hazır bir ahlak ve hukuk sisteminde, baskıcı bir sessizlik örtüsü altında, cinsel saldırılara hiç de yabancı değildi İstanbul.
Birilerinin saçma iktidar mücadelesi yüzünden, insanlar birbirlerine kavuşamıyor, acılar yaşanıyordu. İnsanların mutluluğu, iktidar oyunları arasında ne kadar da zavallı bir konu haline geliyordu.
Profesör, kiraladığı taksinin şoförü Remzi’ye,
“Görüyorsun değil mi” dedi, “Hiçbir iktidar masum değildir.”
Remzi, profesörün dürbünle baktığı yere gözlerini kısarak bir kez daha dikkatle baktı.
“Görüyorum” dedi.