Ona her şeyimi vermiştim ama o iç dünyasına girmeme asla tam anlamıyla izin vermemişti. Acı, sadece kalp kırıklığının verebileceği türden bir keskinlikle göğsüme yayıldı. Körelmiş paslı bir bıçakla parçalara ayrılmak böyle bir şeydi herhalde. O bıçak tenimi hızla kesecek kadar keskin değildi ve yaranın iltihaplanma ihtimali de yüzde yüzdü. Ona güvenemezsem bizim için bir gelecek yok demekti.
Dokuz ay önce olsa onunla geçireceğim bu zamanın tadını çıkarırdım. Şimdiyse kendimi sürekli onun beklentilerinden kaçarken, hatta genel olarak ondan kaçarken buluyordum.
Bu kadar kısa sürede bu kadar çok şeyin değişmesi ne tuhaftı.