Bugün sizlere kıymetli bir kitapla geldim. Ayşe Kulin’in kaleminden çıkan “Veda: Esir Şehirde Bir Konak”, Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerine, işgal altındaki İstanbul’un hüzünlü atmosferine ışık tutan biyografik bir romandır. Yazarın kendi aile tarihindeki gerçek kişilerden yola çıkarak kurguladığı bu eser, sadece bir veda hikâyesi değil; aynı zamanda koca bir imparatorluğun yerini genç bir cumhuriyete bırakma sancılarını anlatan bir geçiş dönemi panoramasıdır. Roman, yazarın büyük dedesi olan son Maliye Nazırı Ahmet Reşat Paşa ve ailesinin Beyazıt’taki konağında geçer.
Romanın merkezindeki Ahmet Reşat Paşa, dürüstlüğü ve devlete bağlılığıyla tanınan, ancak çökmekte olan bir sistem ile filizlenmekte olan yeni bir ideal arasında sıkışıp kalmış bir aydını temsil eder. Bir yanda sadakatle bağlı olduğu Padişah, diğer yanda vatanın kurtuluşu için Anadolu’da mücadele veren “Milliciler” vardır. Paşa’nın bu iki dünya arasındaki iç çatışması, aslında dönemin İstanbul aydınının yaşadığı genel çaresizliği ve vicdan muhasebesini de sembolize eder. Konak sakinlerinden olan yeğeni Kemal ise amcasının aksine tam bir Millici aktivisttir ve konağın içinde filizlenen bu fikir ayrılığı, ülkenin o dönemki bölünmüşlüğünün minyatür bir örneği gibidir.
Eserde kadın karakterlerin gelişimi ve toplumsal hayattaki değişimleri de ustalıkla işlenmiştir. Özellikle evin hizmetlisi konumundaki Mehpare ile Kemal arasındaki naif ve tutkulu aşk, sınıf farklarını ve savaşın getirdiği yıkımı unutturan insani bir sıcaklık sunar. Bunun yanı sıra Azra gibi karakterlerin Milli Mücadele’ye destek vermek için hemşirelik eğitimi alıp Anadolu’ya geçmesi, Türk kadınının dönüşümünü ve vatanseverlik duygusunun bireysel kaygıların önüne geçişini yansıtır. Yazar, karakterlerinin psikolojik derinliklerine inerek
Sevmeli insan, bebek gibi.
Dengini bulmalı, adam gibi.
Yorulmamalı, tırmanmalı zirvelere
buzul dağlarına bakıp bakıp hayran kalmalı.
Doğadaki bütün çiçekler her yaşta
Başka kokmalı.