Sırrî Sekatî (k.s.) hazretleri buyurdu:
“Cehennemlik olanlar, Cehennem’de iken Allahü teâlâyı görmekle şereflenebilselerdi, hiçbir zaman Cennet’i hatırlarından geçirmezlerdi. Çünkü ismi azîz olan Hak teâlâyı seyretmek, rûha o kadar çok neşe verir ki, bu neşe ona, bedeninin çektiği azâbı unutturur. Bu azâb ile meşgûl olmak hatırına bile gelmez.
Cennet’te ise, Allahü teâlâyı temâşâdan daha mükemmel bir nîmet mevcut değildir.
Cennet’teki nîmetlerin hepsi yüz misli arttırılsa, fakat Cennet’te olan kimselerle Allahü Teâlâ hazretleri arasında bir perde bulunsa, yine de cân u gönülden feryâd ve figân ederlerdi.”
Âlimlerin çoğuna göre Peygamber Efendimiz, Cenâb-ı Allah’ı baş gözü ile gördü. Doğrusu budur. Ramazan Efendi Şerh-ü Akâid Haşiyesinde şöyle buyurmaktadır:
“ Allah’ü Teâla, Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in baş gözünü kalbinde kıldı. Kalbi için, göz yarattı. O da Rabbini baş gözüyle görür gibi gördü.”