Zaman, akrebin koynuna günleri saplamış; yelkovanın bağrına hazin bir örtü sermişti. Güneş, göğün yakalarını yakmış, ay buna boyun eğercesine sessizliğe gömülmüştü. Kalbimin tuttuğu yasa, benliğim eşlik ederek içimde savrulan ölü anıları dar ağacına yatırıyordu.
Dediler ki ölenle ölünmüyor. Bilmediler ki ben tüm yaşlarımı toprağın altına koydum. Dediler ki umut her zaman vardır. Görmediler ki ben umudumu dar ağacına astım. Anlamadılar ki ben kendimi bir gün doğumunda idam edeceğim