Her gece annem, her gece bir tren seni alır götürür o uzun yollardan dönülmezliğine.
Senin teninin beyazında dünyanın tüm renkleri yaşardı. Şimdi kara bir kuyunun içinde kalmışım gibi renkler silindi hayatımdan.
Sonsuzluğun Hüzünlü Kraliçesi...
Bir adın bu kadar yakışacağını kitabı okumadan önce hiç tahmin etmezdim. Virginia"nın çok ilginç bir hayatı var. Yaşadıkları onu böyle hüzünlü sürekli ölmek isteyen, intihar teşebbüslerinde bulunan biri yapmış. Annesinin ölümü, ablasının ölümü onda derin yaralar açmış ve tabiii en çok yara açtığını düşündüğümde kız kardesi ve Virginia" ya abileri tarafından tecavüze uğramış olmaları. Öyle yara açmış ki erkeklerle cinsel ilişkiye girmekten nefret eder olmuş. Zehirli kobra olarak nitelendirmiş. Bu durum onu daha çok eşcinselliğe yöneltmiş. Yazarak psikolojisini bir miktarda olsa düzeltmiş ona en iyi gelen bunalımlarını önleyen tek şey yazmak olmuş. Kitaplarında feminizmin etkilerini bol bol görebilirsiniz. Bunun nedeni de dönemin kadınlara verdiği değerdir aslında. Kadınları ilk başta okullara almıyorlar. (Virginia da babasının kütüphanesinde onun desteğiyle öğreniyor.) Daha sonra okullara aldıklarında da erkeklerden daha kötü bir eğitim ve daha kötü şartlar altında. Kadınlar hep ikinci plan olarak görülüyor. Asla bir kadın erkek kadar zeki olamaz onlar gibi her seyi en iyi yapamayan olarak bizlere gösteriliyor. Virginia bu konulardan nefret etmiş ve kitaplarında bunları çok güzel işlemiş. Yazar Nazan Arısoy, Virginia "nın güncelerinin ardından yorumlarını yapmış bizleri aydınlatmıştır. Kitabı çok beğendim. Güzel bir biyografi kitabı olmuş. Sonlara doğru biraz sıkıldım hep aynı şeyde dönüp dolaştığı için. Genel anlamda iyiydi.
Virginia WoolfNazan Arısoy · Dokuz Yayınları · 2020591 okunma