Büyüsü bozulan ötekisiz öteki
32. Gün, Başörtüsü Dosyası'nı nihayet yayınladı. Başörtüsü sorununu çeşitli yönleriyle mercek altına alan programın finali fena halde tedirgin ediciydi: Dosya'yı hazırlayıp sunan Rıdvan Akar, "Başörtüsü mücadelesinin bitmesi, bir illüzyonun da bitmesiydi" dedi. M. Ali Birand ise başörtülülerin "kurban" olarak kullanıldıklarını söyledi.
Burada illüzyon ne? Başörtüsü takmak ve başörtüsü yasağı ile mücadele etmek mi? Yoksa başörtüsünün ve başörtüsü mücadelesinin müslüman bir toplumda illüzyon olduğunu söyleme aymazlığına düşmek mi illüzyon?
Sorun, başörtülülerin okullara alınmaması değil; müslümanlığın, sözümona müslüman bir ülkenin siyasi, toplumsal, kültürel ve ekonomik hayatında belirleyici bir konuma ulaşma tehlikesini önleme çabasıdır. Burada başörtüsü doğrudan müslümanlığa işaret eden bir göstergedir.
Türkiye'nin en yakıcı sorunu, temel sorununun veya sorunlarının ne/ler olduğunu kavramakta zorlanmasıdır: "Modernleşme" tarihimiz boyunca yaşadığımız deneyim ne anlam ifade ediyor ve nereye doğru yol alıyoruz?
Türkiye'nin, hem iç, hem de dış sorunlarını anlamlandırabileceği ve bu sorunları hal yoluna koymasını mümkün kılabilecek kendine özgü, özgün, ufuk ve çığır açıcı bir "söz"ü, bir "iddia"sı, bir "bakış"ı, bir "perspektif"i, bir "pusula"sı, bir "yol haritası" var mı? Türkiye, yaşadığımız dünyaya bir şeyler söyleyebilen bir özne mi; yoksa yaşadığımız dünyada birilerinin sözlerini, söylediklerini bir papağan gibi tekrarlamaktan ve yapmaya çalışmaktan öte bir şeyi olmayan ve yapamayan bir "nesne" mi?
"Modernleşme" tarihimiz boyunca Türkiye'nin gösterdiği performansa, sergilediği tavra, geliştirdiği söyleme bakınca, bu sorulara olumlu cevap vermekte zorlanacağımız aşikar: Türkiye, kendisi ile, kendi tarihsel, kültürel ve toplumsal