"Gaza?"
"Ne var?"
"Oğlum bak, ben gerilla olursam... Ya bir de karşıma çıkarsan?"
"Nasıl yani?"
"Lan gitme işte askere falan!"
"Yahu ne askeri, daha kaç sene var?"
"Sen yine de gitme..."
"Deli misim oğlum, nereden bulacağız birbirimizi koca memlekette?"
"Öyle deme... Bir fotoğrafını yolla bari."
Hepimiz büyüme çağındaydık. Kaç yaşında olursa olsun, herkes. Bütün dünya. Döne döne geçiyorduk büyüme çağından. Başımız döne döne... Bu yüzden yiyorduk ve yemeliydik. Birbirimizi ve her şeyi. Ihtiyacımız vardı. Bir an önce büyüyüp de gebermek ve yerimizi başkalarına bırakmak için. Yeni bir çağ başlasın diye. Mümkünse bu çağa benzemeyen... Çünkü bizden bir bok olmayacağını anlamıştık. O kadar da aptal değildik.
Eğer savaştan sağ çıkılsa bile açlıktan ölünen bir cehennem varsa bu dünyada, elbette bir cennet de vardır. Ama yanılıyorlardı. Hepsi de kandırılmıştı. Cehennemin varlığı cennetinkime kanıt değildi.