"Anlamıyor musun? Bu öykü onun için her şey, tüm yaşamı da ondan. On kez anlattı bana, yine de zaman zaman kuşkulanası geliyor insanın. Öyle zamanlar olur ki, insanın çirkefliğine, çılgınlığına inanamazsın, herkese acıman tutar, zengine de yoksula da... Zengin de yolunu şaşırabilir! Birinin açlıktan döner gözü, öbürünün ise altından. Ey insanlar, ey kardeşlerim dersin kendi kendine, silkinin, uyanın, düşünün, düşünmekten korkmayın!"
Önemli olan insanın yirmi, kırk ya da altmış yaşında olması değildir: asıl önemli olan kişinin kendi gelişim düzeyindeki bilinçli karar verme kapasitesini tam anlamıyla kullanıp kullanamadığıdır. Sekiz yaşındaki sağlıklı bir çocuğun -herkesin bildiği üzere- otuz yaşındaki sinir hastası bir yetişkine kıyasla daha özgün bir birey olabilmesi buna bağlıdır. Çocuk kronolojik anlamda daha olgun değildir, bir yetişkin kadar çok şey yapamaz ve kendine bir yetişkin gibi iyi bakamaz ama olgunluğu duygulara dair dürüstlük, özgünlük ve gelişim çağına göre uygun kararlar verme becerisi olarak değerlendirdiğimizde çocuk daha olgundur. Yirmi yaşındayken, "Yaşamaya asıl otuz beş yaşıma gelince başlayacağım." diyen birinin bu ifadesi kırk ya da elli yaşındayken, "Gençliğim elden gittiği için doyasıya yaşayamıyorum." diyen birinin ifadesi kadar hatalıdır. Durum daha yakından incelendiğinde ilginç bir şekilde elli yaşında hayıflanan kişinin Aslında yirmi yaşında hayatı erteleyenle aynı kişi olduğunu görüyoruz ki bu durum temas etmeye çalıştığımız noktayı daha isabetli bir şekilde ortaya koymakta.
Ölüm olasılığı çarpıcı bir şekilde sonsuza dek hayatta olmayacağımızı hatırlatarak bizi zaman çarkının tekdüzeliğinden çekip çıkarıverir. Bu durum yaşadığımız anı ciddiye almamızı sağlar; Türk atasözü "Yarın ola hayrola" artık bizi rahatlatıp geçerli bir mazeret sunmuyor; insan sonsuza dek bekleyemez. Halihazırda hayatta olduğumuz gerçeği günün birinde öleceğimizi yüzümüze çarpar: o halde neden bu zamanı en azından ilginç bir şeyler yaparak değerlendirmeyelim ? Eski Ahit'in sözde klinik şairi Ecclesiastes bu konuda son derece gerçekçidir. Sürekli olarak "her şey beyhudedir" derken bir yandan da bilge kişinin gelecekteki ödül ya da cezaları beklemeyeceğini ifade eder. "Çalışmak için eline ne geçerse" diye devam eder Ecclesiastes, "Var gücünle çalış. Çünkü gitmekte olduğun ölüler diyarında iş, tasarı, bilgi ve bilgelik yoktur."