Hayatta tüm organizmaların yalnızca bir tek esas amacı vardır : kendi potansiyellerini hayata geçirebilmek. Palamut meşe olur, enik köpek olur ve bir köpeğe uygun düşecek şekilde sahipleriyle arasında sevgi ve sadakat dolu bir ilişki kurar ve bir meşe ağacıyla köpekten beklenenler bunlarla sınırlıdır. Ancak insanoğlunun kendi doğasını gerçekleştirmedeki görevi çok daha zorludur, zira bunu benlik bilinciyle yapmalıdır. Yani gelişimi asla otomatik değil de kendisi tarafından seçilmiş ve onaylanmış olmalıdır.
"İnsanoğlunun ortaya koyması gereken eserleri arasında" diye yazıyor John Stuart Mill: "mükemmelleştirmek için yaşamının haklı bir şekilde görevlendirildiği en önemli şey elbette ki kendisidir... İnsan doğası bir model örnek alınıp inşa edilerek yalnızca hedeflediği işleri yapabilecek bir makine değildir, aksine, onu canlı bir varlık kılan içsel güçlerin eğilimlerine göre kendini dört bir yana doğru geliştirecek bir ağaçtır." Ne yazık ki John Stuart Mill bu son derece etkileyici şekilde ifade edilmiş düşüncesine insanın canlı bir varlık kılan o en önemli "içsel güçlerin eğilimi"ni, yani insanın bir ağaç gibi otomatik olarak büyümek yerine kendi potansiyelini ancak bilinçli bir şekilde seçip planladığı takdirde ortaya koyduğu gerçeğini konuya dahil etmemiştir.
Kişinin kendi kimliğine yahut birey oluşuna dair deneyiminin hayatta yaşanabilecek en derin ve aynı zamanda en basit deneyim olduğunu kendimize hatırlatalım. Küçük bir çocuğa şakacıktan yanlış bir isimle hitap ettiğinizde sert ve öfkeli bir tepki vereceğini herkes bilir. Sanki onun için en değerli olan şeyi -yani kimliğini- elinden almışsınızdır. Eski Ahit'teki, "Onların adını sileceğim" (sanki hiç var olmamışlar gibi kimliklerini silmek) ifadesi fiziksel ölümden bile daha etkili bir tehdittir.
İnsan deneyimi, her zaman onu anlamak için kullandığımız yöntemleri aşar ve bir birey olarak herhangi bir insanın kişiliğini anlamanın en iyi yöntemi kendi deneyimlerimizi incelemekten geçer.
Bazı psikolog ve filozoflar benlik kavramına kuşkuyla bakıyorlar. Bu kavram aleyhinde bazı tartışmalara girmelerinin nedeni insanoğlunu hayvanların dahil olduğu süreçten ayırmaktan hoşlanmamaları ve benlik kavramının bilimsel deneylere ayakbağı olduğuna inanmalarıdır. Ama "benlik" kavramı matematiksel denklemlere indirgenemiyor diye onu "bilimdışı" olarak nitelendirerek reddetmek bundan yirmi ve otuz yıl önce Freud'un ortaya attığı kuram ve "bilinçdışı" kavramının "bilimdışı" olduğunu iddia eden yaklaşımla benzeşiyor. Belli bir bilimsel yöntemi bir tür Zorba Yatak olarak kullanarak buna uymayan insana özgü tüm deneyimleri reddeden bilim, savunmacı ve dogmatik bir bilimdir ve dolayısıyla gerçek anlamda bilim değildir.
Ebeveynleri tarafından sevilip desteklenen ama şımartılmayan sağlıklı çocuk yüzleştiği endişe ve krizlere rağmen gelişmesini sürdürür. Ve travmaya dair herhangi bir dış belirti ya da özel bir isyankârlık olmayabilir. Fakat ebeveynleri tarafından bilerek yahut bilmeden kendi çıkar yahut keyifleri için suistimal edilen, ya da nefret edilip reddedilen çocuk yeni yeni edinmeye başladığı bağımsızlığına dair denemeler yaptığında az da olsa destek göreceğinden emin olamadığında onlara sımsıkı tutunup bu bağımsızlık kapasitesini yalnızca olumsuzluk ve inatçılık şeklinde kullanır. Çekingen bir şekilde ilk kez "Hayır" demeye başladığında ebeveynleri tarafından sevilip yüreklendirilmek yerine onlardan dayak yiyen çocuk sonrasında "hayır" kelimesini gerçek anlamda bir bağımsızlık göstergesi değil de salt isyan etmek için kullanacaktır.