Edanur Gündem

Edanur Gündem
@Edagndm
William James, bir keresinde dünyayı daha sağlıklı bir yer haline getirmek isteyenlerin işe önce kendilerinden başlamaları gerektiğini söylemişti. Biz de bu söylemi bir adım ileriye götürerek içimizdeki güç merkezini bulmanın uzun vadede insanlığa yapabileceğimiz en iyi katkı olacağını belirtebiliriz.
Sayfa 77·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yutulup yok olmadan doğayla iyi bir ilişki kurabilmek güçlü bir kişilik -diğer bir deyişle şahsi kimliğe dair güçlü bir algı- gerektirir. Zira doğanın sessizliği ve inorganik karakterini gerçek anlamda hissetmek kendi içinde ciddi bir tehdit barındırır. Kişi, kayalık bir burunda durarak bir kabarıp bir sönen denizin muazzam çalkantısına baktığında tam ve gerçek anlamda denizin asla "başkalarının acılarını yahut düşüncelerini umursamayacağının", insanların hayatı yutulup yok olsa dahi yaradılışın o muazzam ve süregelen kimyasal ilerleyişinde sonsuz derecede küçük bir etki dahi yapamayacağının farkına vardığında kendisini tehdit altındaymış gibi hissedebilir. Ya da kişi uzaktaki dağların zirveleriyle arasındaki mesafeyi düşünüp bu dağların yükseklik ve derinliklerini "kavramaya" çalışır ve aynı zamanda bu dağların "asla kimsenin dostu olmadığının ya da tutamayacağı sözler vermediğinin" farkına varıp da zirvedeki kayalıkların altında paramparça olmasının bu granit duvarlar için hiçbir anlam ifade etmeyeceğini düşündüğünde korkuya kapılabilir. İşte bu, kişi inorganik varlıklarla arasındaki bağla gerçek anlamda yüzleştiğinde farkına vardığı "hiçliğin" ya da "var olmama halinin" içe işleyen tehdididir. Ve "topraktan geldik, toprağa gideceğiz" gerçeğini kendi kendimize hatırlatmak gerçekten de boş bir tesellidir.
Sayfa 72·Kitabı okudu
İnsanlar olarak köklerimiz doğadadır ve bunun tek nedeni bedensel kimyamızın hava, toprak ya da otlarınkiyle aynı olması değildir. Doğaya çok farklı şekillerde katkıda bulunuruz; örneğin mevsimlerin değişimi ya da gece ve gündüzün ritmi bedenlerimizde acıkma ve doyma, uyku ve uyanıklık, cinsel arzu ve doyum gibi sayısız farklı ritimde yansımasını bulur. Proteus denizdeki değişimlerin kişileştirilmiş hali olabilir, çünkü deniz ve bizim paylaştığımız şeyleri -değişken ruh halleri,çeşitlilik, değişkenlik ve uyum sağlama becerisi gibi- sembolize eder. Bu bağlamda doğayla iyi bir ilişki kurmamız köklerimizi doğdukları toprağa geri dikmemiz anlamına gelir.
Sayfa 71·Kitabı okudu
Birey olarak kimlik bilincini yitiren insanların doğaya aitlik bilincini yitirme eğilimleri de vardır. Yalnızca ağaçlar ve dağlar gibi hareketsiz doğayla organik bağlantı kurma deneyimini değil, aynı zamanda doğanın hareketli parçasıyla, yani hayvanlara karşı empati besleme becerilerinin bir kısmını da yitirirler. Psikoterapide kendini bomboş hisseden insanlar çoğu zaman neyi kaybettiklerini bilmenin doğaya karşı verilecek hayati bir tepki olduğunun yeterince farkındadırlar. Diğer insanlar günbatımından etkilenirken kendilerinin onlara kıyasla etkilenmediklerinden yahut kimileri okyanusu muazzam ve çarpıcı bulurken kendilerinin bir şey hissetmediklerinden üzüntü içinde bahsedebilirler.
Sayfa 67·Kitabı okudu
Kişi, gülebildiği sürece endişe yahut korkunun esiri değildir; dolayısıyla halk arasında tehlikeli durumlar karşısında gülebilmek bir cesaret göstergesi olarak kabul edilir. Sınırdaki psikoz hastalarında kişi içten gelen mizah duygusunu yitirmedikçe -yani kendisine dışarıdan bakıp, bir hastanın deyişiyle, "Tam bir deli gibi davrandım!" diyebildiği müddetçe- benliğini korur. Nevrotik olsun olmasın aramızdan biri psikolojik sorunlarımızı kavradığında ilk tepkisi genellikle hafif bir gülümseme olur; bir başka deyişle kavrayışın "aha!"sı. Mizah, kişinin benliğini nesnel dünyada hareket eden bir özne olarak kavramasıyla birlikte ortaya çıkar.
Sayfa 61·Kitabı okudu