"Zor zamanlarda sonuna kadar destek verdiğiniz ve insanların sorunlarıyla uğraştığınız türden bir arkadaşlık. Bu gibi bir kişiyi bulursanız, ona sadık kalmalısınız. O da karşılığında size sadakat gösterir. Gerçek arkadaşlık budur."
Bu âlemde esasında bütün sistem beklemeye dayanır. Sorarız ve bize cevabın gelmesini bekleriz. Ya da olması gerekenin olmasını bekleriz. İsteklerimiz için uygun fırsatların, kapıların, davetlerin bize ulaşmasını bekleriz. Beklediklerimizle ilgili cevaplar, fırsatlar geldiğinde yaşama cevap vererek ilerlersek daha çok kendimiz olarak yaşamda hep daha fazla vererek ve alarak ilerleyebiliriz. Ama eğer kapına gelmeden, yani vakti gelmeden harekete geçerse insan, ben olduracağım derse ki zihin sayesinde bu hata hep yapılıyor, o zaman suratımızda patlar konular. Zihin hep hızlandırabileceğini zanneder; çözebileceğini, zorlayarak başarabileceğini falan filan. Hep diyorum ya, çözülecek bir şey yok. Soracaksın ve bekleyeceksin gelecek önüne, o zaman harekete geçeceksin. Yaşam sana getirecek.
"Yaşam her an getiriyor zaten senin için o an en uygun olanı, o an ne yapacağını. Şu an olmuyorsa, şu an vakti değildir ya da o senin değildir. İki durumda da endişelenecek ve kötü hissedecek bir durum yok ki. Senin olmayan seninle işlemez zaten. Vakti değilse de, olması için gerekli bir sonraki adımı sana en uygun hali ile, olgunlaştırarak, en doğru zamanda getiriyor demektir zaten, güven. Sen şimdide ne oluyorsun ve neyi deneyimliyorsun, ona bak. Yaşamın bu, burası, şimdi. O zaman yaşıyorsun. Bırak endişeyi, ne gelecek ne gidecek vesveselerini. Sen yaşamına bak, araç her an nereye gideceğini zaten biliyor."
Her şey geçici bu alemde. Acı da, hüzün de ve bunlar gibi istemediğimiz her duygu da. İçinden geçebilirsek, onu getiren anlarla birlikte geçip gidiyor, er ya da geç. Ama direnirsek acı ve ıstıraba, hüzün koyu bir karanlığa dönüşerek yapışıyar varoluşumuza.