Fakat mutluluğu mantık çerçevesinde kalarak yakalamanın mümkün olmadığını sayısız tecrübeyle öğrenmişti. Mutluluk bir armağandı. Birden, beklenmedik anda gelirdi.
Geçmiş şimdinin içinde yaşar, yinelenir, tekler ve size artık olmayan şeyleri hatırlatır. Trafik işaretlerinden ve bankların üzerindeki levhalardan, şarkılardan, soyadlardan, yüzlerden, kitap kapaklarından dışarı sızar. Bazen tek bir ağaç ya da günbatımı, sizi hayatınızda gördüğünüz bütün ağaçların ve gün batımlarının gücüyle çarpabilir ve buna karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Hem de hiç.
Geçmiş apayrı bir yer değildir. Bir sürü, bir sürü yerdir ve bu yerler şimdide belirivermeye her an hazırdır. Hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Hepsi biriken zamandır. Üst üste yığıldıkça yığılan zaman her an sizi gafil avlamaya hazırdır.
Biz o kadar uzak olduğunu zannederken, geçmişin bu kadar yakında olması ne tuhaf. Bir cümleden fırlayıp sizi çağırıvermesi tuhaf. Her bir nesne ve sözcüğün, içinde bir hayalet barındırabilmesi tuhaf.