Ona olan sevgimden çıldırmış gibiydim. Aynı zamanda öfkeden de çünkü yanına yaklaşmama izin vermiyordu. Ona olan bu öfkemin, arzumun bir parçası gibi olması çok tuhaftı.
Bir kez dallardan sepet örmeye başlarsak sonraki kaçınılmaz adımın kumaş örmek olacağıydı. Sıradaki icat kıyafetler olurdu. Çıplaklığımızı örtmekle birlikte ise utanç başlayacaktı.
Ama korkusuna rağmen benim yanımda kalma kararını, İnsanları hayvanların en güçlüsü kılmaya yardımcı olan fedakarlık ve dostluğun önceden gelen bir belirtisi olarak alıyorum.
Zaten seni burada tek başına görünce benim gibi düşündüğünü anlamıştım. Doğru değil mi ama? Şu dünyayı adamakıllı görmeden dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?