Ede akgun

Ede akgun
@Ede2
Karanlıklar altında bataklık
Kötü hisediyorum yılardır içinde bulunduğum bataklıktan çıkmaya çalışırken daha çok batıyorum saatler günler haftalar geçiyor ve geriye kalan tek şey koca bir hiçlik oluyor, kocaman bir hiçlik içinde yine yanlız yine tek başına kalıyorum ve gün geçtikçe daha çok çürüyorum, karanlık bir dünyada kendi aydınlığımı bulmaya çalışıyorum, bulabilecekmiyim bilmiyorum ama yinede yürüyorum:(
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
30 saattir sosyal mecralardan uzağım
WhatsApp dahil tüm mecraları sildim. Yanlız hissediyorum kendimi bütün WhatsApp taki arkadaşlarım sanki yok olmuş gibi ama bilmiyorum, uyumak istiyorum uyamıyorum, okumak istiyorum, zorlanıyorum, ders çalışmak istiyorum ama çalışamıyorum okyanusun ortasında haps olmuş bir kayık gibiyim...
İnsan ve Hayat
hem tembel hem hırslı birisi olmak
sabahları büyük bir motivasyonla uyanır. Hedeflerini kendine hatırlatırsın. Akşam olup yatağa geçtiğindeyse, kafanda sadece tek bir düşünce belirir. Bugün hiçbir şey yapmadım. Kendine güveniyorsundur. Aslında büyük işler yapabilecek kapasitede olduğunu düşünüyorsundur ve günün birinde hak ettiğin bu güzel şeylerin mistik bir şekilde karşına çıkacağına dair saçma bir umudun da vardır. Fakat bu döngüyü açamadığında potansiyelimi heba ettim. Avuntusuna sığınmış, tuhaf tuhaf videolar izleyip tribe girersin. Bizler bu tembelliğimizi neye borçluyuz düşünmeye, o masaya oturmak için kendimizi düşünerek motive etmeye çalışırız. Her zaman bu işi neden yapıyorum anlamı ne diye. Oysa tüm bu düşünceler işimizi ertelemekten başka hiçbir işe yaramaz. Çözüm robotlaşmaktır. Düşünmeden eyleme geçmeyi öğrenmektir. İnanç sıçraması gibi düşünün. Bir tepeden diğerini atlama yapmanız gerekiyorsa bu atlamayı gerçekleştirmenin tek yolu düşünmeden mekanik bir şekilde haftayı vermektir. Düşünmeye başladığınız an ya korkar ya bahane bulur ve nihayetinde o atlayışıasla yapamazsınız. Robins bir işe başlamadan önce 5 saniye geri saydığını ve 0 der demez birden harekete geçtiğini ve tüm başarısını bu mekanik ritüele borçlu olduğunu söyler. Michael jordan'ın koçu fil jackson, oyuncusundaki başarıyı jordan'daki düşüncesizlik haliyle açıklar. Jordan, bir maça çıkmadan önce kazanıp kazanmayacağı veya attığı üçlünün sayı olup olmayacağı üstüne asla düşünmez. Bir robot misali çıkar maçına ve sadece topun oynar. Bizlerse çok düşünüyoruz ve hiçbir şey yapmıyoruz. Aradığımız büyünün elbet bir gün karşımıza çıkacağını sanıyoruz. Oysa aradığımız büyü kaçındığımız işte gizli.
Psikoloji
Son zamanlarda içimde tarif etmesi zor bir yorgunluk var. Öyle bir yorgunluk ki sadece bedenimde değil, zihnimde de taşıyorum. Gün içinde onlarca şey görüyor, yüzlerce cümle okuyorum ama akşam olduğunda geriye hiçbir şey kalmıyor. Sanki bütün gün yaşamış gibi değil de, sadece bir ekranın önünden geçip gitmişim gibi hissediyorum. Bu yüzden son günlerde kendimi birçok platformdan uzaklaştırdım. WhatsApp dahil olmak üzere Instagram, Telegram, YouTube ve sürekli vakit geçirdiğim diğer yerlerden çıktım. Belki “neden?” diye sorarsınız. Çünkü fark ettim ki saatlerim bana ait değildi. Bir sürü felsefe, psikoloji ve kişisel gelişim grubuna üyeydim. Başta iyi hissettiriyordu. Sürekli yeni bir şey öğreniyormuş, kendimi geliştiriyormuş gibi hissediyordum. Ama zamanla bunun bir öğrenme değil, kaçış olduğunu fark ettim. Bir konu bitmeden diğerine geçiyor, bir düşüncenin içinde kalmadan başka bir videoya, başka bir mesaja, başka bir tartışmaya gidiyordum. Herkes bir şey anlatıyordu ama ben kendimi hiç duyamıyordum. Bir süre sonra günlerim aynı olmaya başladı. Sabah uyanıyorum, telefona bakıyorum. Bir mesaj, bir bildirim, bir video, bir tartışma... Sonra bir bakıyorum akşam olmuş. O gün yine hiçbir şeye gerçekten dokunmamışım. Ne bir kitabın içinde kaybolmuşum, ne kendimle baş başa kalmışım. Sadece oyalanmışım. Bir gece uzun süre tavana bakarak oturduğumu hatırlıyorum. Telefon elimdeydi ama açmak istemiyordum. Çünkü artık hiçbir şey görmek istemiyordum. O an anladım ki ben biraz dünyadan değil, daha çok gürültüden yorulmuşum. Bu yüzden buradayım. 1000Kitap’ta olmak istememin sebebi, sadece kitaplardan konuşabilen bir yerde biraz nefes alabilmek. Burada bir kitabın altını çizdiğimiz bir cümlesi üzerine saatlerce düşünebilmek, bir karakteri tartışabilmek, bir yazarın yalnızlığını
1000Kitap
Dünyanın en çirkin "güzel"i
"Ya başlığa bak be, bu kadar da çirkin olmazsın,” dediğinizi duyar gibiyim. Belki de ben, kendini öyle görenlerdenim. Hatta bazen öyle hissediyorum ki sokak kedileri bile benimle göz göze gelmek istemiyor. Belki bu yüzden ben de aynalardan kaçıyorum; aslında aynalardan değil, kendimden kaçıyorum. Bu yüzden insanların bakışlarını da pek yargılamıyorum. Çünkü insan, en çok kendi gözlerinde yoruluyor. Başkalarının ne düşündüğünden önce, kendi içinde kurduğu mahkemede yeniliyor. Ve bazen insan, kendini ne kadar eksik görüyorsa, dışarıdaki her bakışı da bir yargı gibi hissediyor. Belki de bu yüzden bazı insanlar geceyi sever. Çünkü gece, gündüz kadar acımasız değildir. Karanlıkta yüzler seçilmez, kusurlar silikleşir, insan biraz olsun kendinden saklanabilir. O iğneleyici bakışlardan, insanın içine işleyen o sessiz yargılardan uzak kalırsın. Bu yüzden bütün kırgınlar, bütün kendinden kaçanlar ve kendini çirkin sananlar biraz gece insanıdır. “Akşamları yaşayan çirkinler” deyince aklıma hep bir isim gelir: Ahmet Haşim. O da kendisini güzel bulmayan, bu yüzden gündüzden çok akşamı seven biriydi. Sanki kalabalığın içinde değil de gölgelerin arasında yaşamayı tercih etmişti. Gündüzleri dünyaya biraz çevrimdışı, biraz uzak kalır; akşam olunca yeniden var olurdu. Belki bu yüzden onun dizeleri bu kadar hüzünlü ve bu kadar tanıdık gelir: “Yine akşam, yine akşam, yine akşam...” Sanki insanın kendinden kaçmak için sığındığı o saatleri anlatır. Ve insan bazen, gerçekten de göklerde ince, sessiz bir kamış olmak ister; görünmeden, yargılanmadan, sadece uzaktan bir rüzgâr gibi geçip gitmek...
Edebiyat