İnsan, hayatın keşmekeşi içinde savrulurken bazen bir limana, bazen sessiz bir köşeye, bazen de bir dosta ihtiyaç duyar. Kitaplar, bu ihtiyaçların hepsine tek başına cevap verebilen sihirli kapılardır. Onları açtığında, sıcak bir eve girer gibi huzur bulur insan. Sayfalar, duvarlarını saran anılar gibi seni sarar; kelimeler, bir pencere olup yeni dünyalara açılır.
Bazı kitaplar geçmişten hatıralar taşır, eski bir evin duvarlarına sinmiş anılar gibi. Bazıları ise hiç bilmediğin sokaklara çıkarır seni, yepyeni bir eve taşınmış gibi. Kimi kitaplar bir ana kucağı gibi sarar, kimi ise kendi içinde kaybolduğun bir oda olur.
Sayfalar arasında kayboldukça, kendi ruhunun haritasını çizersin. Her kitap, içinde bir hikâye taşısa da, okuyan herkes için bambaşka bir ev inşa eder. İşte bu yüzden, kitaplar sadece raflarda dizili nesneler değil; insanın iç dünyasını yuva yapan en kadim dostlardır..
İnsanlarla dolup taşan sokaklar, caddelerde yankılanan sesler, bir an bile durmayan şehir hayatı.. Ancak bu kalabalık içinde ruhun derinliklerinde hissedilen bir yalnızlık var. Etrafımızda sayısız insan varken, gerçek anlamda anlaşılmanın, samimiyetin ve insanlığın eksikliğini hissetmek.. Göz göze gelmeden geçen yüzler, birbirine dokunmadan yürüyen kalabalıklar ve içten bir selamın dahi giderek azaldığı bir dünya..
Cahit Zarifoğlu
“Türk budununu esir etmek, ona boyunduruk vurmak isteyenler, her zaman vardır. Fakat Türk budunu büyük ve yüce bir budundur. Onu esir etmek isteyenler, sonunda pişman olacaklardır.”