“Neresi sıla bize, neresi gurbet?”
Diye sormaya başladığında anlıyorsun zaten; bir yere ait olamamışsın. Çünkü sıla artık bir adres değil, gurbet de bir mesafe değil. İnsan bazen doğduğu yerde yabancı, gittiği her yerde misafir kalıyor. O yüzden yollar bize memleket oluyor; durduğumuz yer değil, yürüdüğümüz yol tanıyor bizi.
Valizden çok yük taşıyoruz içimizde. Biraz özlem, biraz kırgınlık, biraz da alışmak zorunda kaldıklarımız… Her durakta bir şey bırakıp devam ediyoruz. Ne tam dönüyoruz, ne de tamamen gidiyoruz. Sıla dediğin; bekleyen bir yüz, anlayan bir sesse… gurbet de yanındayken bile yalnız hissetmekse, insan her yerde aynı mesafede duruyor hayata.
Belki de bu yüzden yollar bize memleket. Çünkü yol, kimseye ait değil ama herkesi taşır. Kim olduğumuzu sormaz, nereden geldiğimizi yargılamaz. Yeter ki yürüyelim. Bazen kaçmak için, bazen bulmak için… Ve anlıyoruz ki bazı insanların vatanı bir şehir değil; yolda kalabilme cesaretidir.