Özlem Esmergül

Özlem Esmergül
@Edebisanatlar
Editör, yazar
İletişim fakültesi
Almanya, Hannover
10 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
Kafka'nın Izdırabı
Thomas Mann, Franz Kafka hakkında şunları yazmıştı: “O bir hayalperestti ve kurgusunu çoğu zaman bütünüyle bir rüyanın çizgileri etrafında tasarlar ve biçimlendirirdi. Onun eserleri, hayatın tuhaf ve belirsiz bir aynası olan rüyaların mantıksız ve rahatsız edici absürtlüğünün gülünç derecede birebir taklitleridir.” Alfred Döblin ise şöyle yazdı: “Yazdıkları mutlak gerçeğin izlerini taşır, sanki hiç de onları uydurmuyormuş gibi. Tabii ki tuhaf biçimde karışık ama kesinlikle doğru, çok gerçek bir merkez etrafında örülmüş... Kafka’nın romanlarının rüyaların doğasını taşıdığı söylenir ki buna elbette katılabiliriz. Fakat nedir ‘rüyaların doğası’? Her an tümüyle inandırıcı ve şeffaf olan kendi doğal akışları; rüyalarda olanların derin gerçekliğine dair duygumuz ve farkındalığımız, bir de bunları çok önemsediğimiz hissi” (Wagenbach, Franz Kafka). Kafka’nın eserlerinde rüyaların yapısını taklit etmediğini, aslında yazdığı gibi rüya gördüğünü söyleyebilirim. Erken çocukluktan gelen deneyimleri o farkında olmadan yazılarında yer bulmuştu, tıpkı diğer insanların rüyalarında olduğu gibi. Bu şekilde baktığımız zaman arada kalıyoruz; çünkü Kafka, ya insan toplumunun doğasını gören ve bildiği bir şekilde “göklerden inen” büyük bir vizyonerdir (ki bu durumda bunun çocukluk dönemiyle hiç bir ilgisi olamaz), ya da kurgusu en erken bilinçdışı deneyimlerine dayanır ve bu durumda ise popüler görüşe göre evrensel önemden yoksundur.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan
Anayurt Oteli, bir taşra delikanlısının anılarıyla ve ölüleriyle bağlı olduğu geçmişinden kurtulamayışını, kendini babadan kalma bir otele hapsedişini, geçmişe sıkışmışlığını anlatan bir romandır diyen olursa oradan uzaklaşın, romanı bu kişiyle lütfen konuşup tartışmayın olur mu? Bir abla nasihati! Zebercet, otele sıkışmış bir taşra delikanlısı argümanıyla okunamaz. Bu son derece sığ, kör kütük bir bakış olur. Kitabın adı: Anayurt Oteli. Karşımızda bir memleketin mizacı var. (Ne tarihi, ne destanı, bildiğin mizaç) Yusuf Atılgan özgürlüğün dayanılacak gibi olmadığının altını çizer çok önemli bir sahnede. Özgürlük dayanılmaz bir şeydir. Onunla ne yapacağını bilemezsen bu iktidarın çöküşü hatta intiharı bile olur. Zebercet, içi doldurulamamış bir özgürlük kavramıdır. Artık üzerinde baskı unsuru oluşturan herkes öldüğü halde, 33 yaşında genç ve alabildiğine özgür bir adam olduğu halde bununla ne yapacağını bilemez. Özgürce ölme hakkını kullanır. Bir yerde cumhuriyet eleştirisi daha doğrusu modernite eleştirisi olarak da kabul edilebilir bu roman. Özgür toplumların, dilediğince sevişen, dilediği gibi giyinen, yiyen, içen, eğlenen, dövüşen, çalışan, çalışmayan, seçen, seçmeyen, hunharca harcayan, tüketen, paşa gönlünün istediğini alan ya da yapan insanların, bu içi boş özgürlükle derin bir anlam boşluğuna sürüklenebileceğini kendi içinde sorgular. İçini dolduramadığın özgürlük , seni çok zorlu bir anlam arayışına sürükler. Anlam arayışı insanı daima intihar olgusuyla yüz yüze getirir. Çağımız özgürlükler çağı… Bu çağın en çok satan kitabı İnsanın Anlam Arayışı. Zebercet’in özgürce boynuna ipi dolamayı tercih ettiği sahne , yemek yemekten vazgeçme özgürlüğünü kullanan gençleri hatırlattı bana. İçi doldurulmamış sınırsız özgürlükler evreni… Zebercet, özgürlüğün tutsağıdır Z
Sıcak Kafa
Bu hissi bilirim. Vücut dediğiniz şey size bir tür hapishane gibi gelmeye başlar. Hapishane de değil, nasıl desem, vücudun tamamı ruhu çok sıkı saran bir dik yakalı kazağa dönüşür. Yırtmak için dayanılmaz bir istek duymaya başlarsınız. Siz bu hissi bilmezsiniz. Ben bilirim. Sıcak Kafa, Afşin Kum #kitap #editör #yazar #edebiyat #roman #distopya #roman #tavsiyekitap #tanıtım #reklam
PEYGAMBERİN ŞARKISI
Şimdi eğri oturacağız doğru konuşacağız. Kitap öyle iyi başladı ki, elimden bırakamadım. Seçtiği konu itibari ile yazarına önce hayranlık duydum. İrlanda’da iktidar partisi olağanüstü hal ilan edince, dehşetli bir despotizm başlıyor ülkede. Dört çocuklu bir bilim insanı olan Eilish’in, öğretmen sendikasında görevli kocası bir gün gözaltına alınıyor ve bir daha geri dönemiyor. Rejim bütün muhalifleri tek tek çiğneyip tükürmeye başlıyor. Derken kadının 16 yaşındaki lise öğrencisi oğlu Mark da askerlik görevine çağırılıyor ve o da geri dönmüyor. Arkasından 13 yaşındaki oğlu Bailey de bir gece yaralı olarak hastaneye kaldırılıyor, ancak gözaltında gördüğü işkenceden sonra ölüyor ve bir ceset torbası içinde annesi tarafından teşhis ediliyor. Kitabı okumak çok da kolay değil, kalbimin çekiçle ezildiğini hissettim sürekli… çoğu zaman ağlamaktan yarım bıraktım … fakat sonra fark ettim ki yazar korkunç bir şekilde duygu sömürüsü yapmaya başladı okura. 180’inci sayfada bütün derdini meselesini anlatmayı başardığı halde 250’nci sayfaya kadar aynı ızdırabı mangalda döndürüp durmaya devam etti ve bu bana artık duygusal olarak sömürüldüğümü düşündürdü. Finalde de botlara atlayıp ülkeden kaçmayı salık verince sanırım sinirlerim bozuldu. Aklınız varken, imkanınız varsa önden pasaportlarınızı hazır edin, bir şekilde evi yurdu bırakıp uzaklaşmanın yolunu bulun aksi halde giden geri dönmeyecek, en iyisi en baştan kaçın gidin gibi bir sonuca varınca üzüldüm. Olmadı sanki… Ne bileyim… Yayınevi ismi göründüğü için #reklam