Şimdi eğri oturacağız doğru konuşacağız. Kitap öyle iyi başladı ki, elimden bırakamadım.
Seçtiği konu itibari ile yazarına önce hayranlık duydum. İrlanda’da iktidar partisi olağanüstü hal ilan edince, dehşetli bir despotizm başlıyor ülkede. Dört çocuklu bir bilim insanı olan Eilish’in, öğretmen sendikasında görevli kocası bir gün gözaltına alınıyor ve bir daha geri dönemiyor. Rejim bütün muhalifleri tek tek çiğneyip tükürmeye başlıyor. Derken kadının 16 yaşındaki lise öğrencisi oğlu Mark da askerlik görevine çağırılıyor ve o da geri dönmüyor. Arkasından 13 yaşındaki oğlu Bailey de bir gece yaralı olarak hastaneye kaldırılıyor, ancak gözaltında gördüğü işkenceden sonra ölüyor ve bir ceset torbası içinde annesi tarafından teşhis ediliyor.
Kitabı okumak çok da kolay değil, kalbimin çekiçle ezildiğini hissettim sürekli… çoğu zaman ağlamaktan yarım bıraktım … fakat sonra fark ettim ki yazar korkunç bir şekilde duygu sömürüsü yapmaya başladı okura. 180’inci sayfada bütün derdini meselesini anlatmayı başardığı halde 250’nci sayfaya kadar aynı ızdırabı mangalda döndürüp durmaya devam etti ve bu bana artık duygusal olarak sömürüldüğümü düşündürdü.
Finalde de botlara atlayıp ülkeden kaçmayı salık verince sanırım sinirlerim bozuldu. Aklınız varken, imkanınız varsa önden pasaportlarınızı hazır edin, bir şekilde evi yurdu bırakıp uzaklaşmanın yolunu bulun aksi halde giden geri dönmeyecek, en iyisi en baştan kaçın gidin gibi bir sonuca varınca üzüldüm.
Olmadı sanki… Ne bileyim…