Ölüm; ben onu çiçeklerle giderken gördüm.
Ölüm; ben onu yaşamları bilerken gördüm.
Obur doymazlıkların obur açlıklarında,
Ölüm; ben onu, varlıkları silerken gördüm.
Ama bir de yokluğun ve yüreğin önünde;
Ölüm; ben seni utanç ile titrerken gördüm.
“Gittikçe çoğalıyor, artıyor bu doğasal ayrılık.
Uygarlık yolunda bundan böyle insanlar,
Yollarına döşendikçe bu düzlük ve kısalık,
Sanırım ölümde bile birbirleriyle buluşamayacaklar.”
“Bizi anlatmazdı sen sen, ben ben demeseydim
Sen de ben demeseydin, ben de sen demeseydim
Bir öykü yürümezdi ben’ler, sen’ler katında,
Sen bana demeseydin ben sana demeseydim “
“Beyaz Diş “Jack London’un diğer romanlarında da işlediği yaşam kaygısının ön planda tutulduğu önemli bir romandır.
Vahşi bir kurdun yaşam hikayesi medeniyet çerçevesi içinde ele alınmıştır. Beyaz Diş hem kurt hem köpek kanı taşıyan bir kurt kırmasıdır. Vahşi doğanın koşullarından çıkıp gerçek dünyanın koşullarında kendini bulmuştur. O bir evrim süreci yaşamıştır. Kurtluktan köpekliğe, vahşilikten sükunete ererken büyük bir yaşam mücadelesi vermiştir. Zor koşullarda aklı ve gücüyle birçok şeye göğüs germiştir. Sevgi kavramı insanlar için ne kadar önemliyse diğer canlılar için de aslında o kadar önemlidir, bu vahşi bir kurt bile olsa. Sevgi, hoşgörü onu evcil bir hayvan formuna sokmuştur. Küçüklüğünde ve gençlik döneminde zor günler geçirse de hayata tutunmayı bilmiş, birçok badireden gücüyle sağlam çıkmıştır.
Jack London : “Köpeğe kemik atmak hayırseverlik değildir. Hayırseverlik, kendin de en az köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır” der.
İnsanoğlunun kendi dışındaki canlılara karşı hoşgörü ve sevgisi sorgulanmıştır aynı zamanda.
İnsanoğlu kapitalist yaşamı hayvanlar üzerinden de devam ettirme derdindedir, onları kendi çıkarı doğrultusunda kullanır.
“Sevginin iyileştiremeyeceği hiçbir şey yoktur” düşüncesini bu romanda etkileyici bir şekilde görmek mümkündür.
Keyifli okumalar…