...titreşimlerde yine aynı mesajlar belirdi. Bir şey
anlatmaya çalışıyordu. Geometrik şekillerin kapladığı
yüzeye dokundum. Parmaklarımın ucunda, suyun
akışı gibi bir dalgalanma hissettim bu kez. Tıpkı
Anna’nın dokunuşunda olduğu gibi.
Kolumu yastık yapıp gözlerimi yumdum. Karanlık
bir beşiğin içinde tıngır mıngır sallanıyor ve uykuyu
bekliyordum. Soğuk, sert zemin, dorsenin kıyısından
köşesinden sızan sert rüzgâr ve keskin mazot kokusu
uykuyu bedenimden fersah fersah uzaklaştırıyordu.
Yattığım yer bir Hint fakirinin yatağı gibi çivilerle
döşenmişti. Gözlerime binlerce iğne batıyordu. Bütün
bunların arasında bir yerlerden pıtır pıtır hareket
eden rahatsız edici bir şeyin yaklaştığını hissediyordum.
“Dur!” ihtarı yapmam gerekiyordu. Fakat kollarım
soğuktan kasılmış, bedenim taş gibi ağırlaşmıştı.
Yerimden kalkmakla yüz kiloluk bir ağırlığı kaldır
mak arasında fark yoktu. Üstelik huzursuzluğum giderek
artıyordu. Uyku, buzlu tepelerde yakalanması
imkânsız avare bir kuştu.
Birkaç saniye bomboş zihnimdeki evrene baktım.
Geçerliliği kalmamış ihtimaller sonbahar yaprakları
gibi döküldü. Ve sonra sadece ama sadece işimize
yarayabilecek seçenekler belirginleşmeye başladı.
Yedi başlı ejderha bizim peşimizdeki.
Karanlık ve asla pes etmeyen. Bir başını kestiğinde
yerine yedisi birden fışkırıyor. Kurtulmak için yedisini
aynı anda kesmeliyiz. En azından efsane böyle
söylüyor. Gerçek ise henüz yaşanmadı. Ve tik tak tik
tak...
Panoptikamanyak bir kitap
Pan Pan Sinyali, Melek Çe’nin Patojenik Prenses, Zencefilli Tiyatro ve Siyah Merkez ile devam eden polisiye serisinin dördüncü kitabı. Fakat kurgu olarak diğer dört kitaptan ayrılıyor. İlk dört kitapta vakanın ne olduğu açık ve net olarak belli. Arif de gün bitmeden bu vakaları çözüyor. Fakat Pan Pan Sinyali’nde Arif ve çocuklar nasıl bir gizemin içine düştüklerini bilmiyorlar. Kitabın başından itibaren verilen bütün ipuçları yanıltıcı ve manipülatif onu söyleyeyim. Zaten kitabın en temel özeliklerinden biri bütün karakterlerin manipülatif bir zihne ve Arif’i yanıltma kabiliyetine sahip olmaları. Ayrıca Arif’in aldığı gizli mesajlar Foucault’un panoptical gözetim kavramıyla birebir örtüşüyor. Ayrıca mekan sürekli başkalaşan bir yapıya sahip.
Spoiler olur mu bilmiyorum ama mekânın aynı zamanda bir karakter olarak öyküye katıldığı bir romanı ilk kez okudum. Üstelik bunu uzun süre anlamıyorsunuz. Bu açıdan kurgu olağanüstü güzel. Ancak Melek Çe’nin mizahi diline alışık olanlar için bu kitapta mizah unsurlarının yoğun olarak kullanılmadığını ama eksik de olmadığını söyleyebilirim. Arif bir yandan gizemi çözmeye bir yandan üzerindeki manipülatif oyunları elimine etmeye çalışırken okur da biraz düşünmek zorunda. Kitabın usuldan bilim kurguyu çağrıştıran felsefi bir alt yapısı var. Açıkçası ben çarpıldım. Farklı ve derinliği olan bir maceraya dalmak istiyorsanız tavsiye ederim.