Gök, Türk evren tasavvurundaki en önemli sembollerden biridir. Önemi, Tanrı anlamı yüklenmesi ve Tanrı'nın gökte olduğu inançlarından kaynaklanmaktadır. Tanrı'nın devlet yönetimi üzerindeki etkisi de çok açıktır. Özellikle Orhon Yazıtlarında, hükümdarın, Gök (Tanrı) tarafından tahta oturtulduğu sıkça belirtilmiştir. Göğün kubbeli yapısı, hükümdarın otağı ile halkın yaşadığı çadırlara model oluşturduğundan bu unsurlar kubbeli yapılmıştır. Aynı şekilde Kurgan denilen büyük mezarlar da kubbeli yapılmışlardır. Kubbe sembolüyle yaşanılan mekânlar ve mezar kutsanmıştır.
İlk dönem (İslâm öncesi) Türk evren tasavvurunun temel unsurlarının Choular (M.Ö. 1050-247) döneminde oluşmaya başladığı kabul edilmektedir. Chou Devleti’nin Türkçe konuşan boylar ile sonraları Çinli adını alacak boylar tarafından kurulduğu ve yönetiminin Türklerde olduğu tahmin edilmektedir . M.Ö. 3. yüzyılda Chou Devleti yıkılınca, Çin’e adını verecek olan Ch’in hanedanı (M.Ö. 221) ortaya çıkmış, Türkler de Hun adı altında yeni bir devlet oluşturmuşlardır.
Gelenekler, belli bir sorunu çözme yöntemi olarak ortaya çıkarlar. Geleneğin oluşmasıyla birlikte, söz konusu sorun karşısında toplumun nasıl eylemde bulunacağı belirlenmiş olur. Geleneğin oluşması için sorunun sürekliliği şarttır. Örneğin, her insanın karşılaşacağı bir durum olarak ölüm, ölü gömme geleneğinin oluşmasını beraberinde getirmiştir. Sorun devam ettiği sürece gelenek de devam eder. Gelenekte görülen değişmeler, soruna yaklaşım tarzının değişmesiyle ilgilidir. Gelenekler toplumların sorunlara nasıl yaklaştıklarını gösterdiklerinden, toplumların düşünce yapılarını anlamada da çok önemli bir rol oynarlar.
Tarihçiler, ait oldukları toplumun tarihini, dahil olduğu medeniyet ya da medeniyetler çerçevesinde ve dönemin soruları bağlamında yeniden kurduklarında söz konusu sorunlar aşılmış olur. Her kültür ve medeniyet kendi dünya tarihi modeline sahip olduğundan, yeni bir dünya tarihi anlayışı üretmenin yolu, açıklama gücü yüksek olan modellerin bir sentezini yapmaktır. Ayrıca her toplum, kendi kültürel yapısı içinde kendi tarih anlayışını da barındırmaktadır. Her kültürde içkin olan tarih düşüncesi, o toplumun tarihçileri tarafından daha belirgin hâle getirilmelidir. Öte yandan, toplumları sömürgecilik ilkeleri çerçevesinde geri, çağdışı gibi değerlerle tartmak, tarihçilikteki en büyük yanlışlıklar arasındadır.