"Mesele yalnızca yola koyuluştan ibarettir. Yolun nereye varacağı önemli değildir. Nereye çıkarsa çıksın yol. İsterse hiçbir yere çıkmasın: Eninde sonunda bu da bir seçenektir. Ve zaten bir hedefe ulaşmak için de yola çıkılmış değildir. Hedef –biz bilmesek ve öyle olduğunu düşünmesek, hatta öyle olduğunu kabul etmesek bile– yalnızca yolda olmaktır. Çünkü yol, onun yoludur: Ona çıkacak yoldur. Ona ulaşacak yolu da şimdiye değin kimse tarif edememiştir. Bu yüzden o yol ile bu yol arasında zerrece fark gözetilemez, fark gözetmeye çalışmak zaman kaybından başka bir şey kazandırmaz. Âşıksa kendini yürümeye adamış olan biridir: yürümeye, ulaşmaya değil!"
"Ne var ki, bir kez yola çıkılmışsa, durmak da yasaklanmıştır. Ya ileri doğru yürüyüp gideceksin, yanlış manlış dinlemeden basıp geçeceksin yahut pişmanlıkların verdiği yorgunluğu da sırtlayıp geri döneceksin!"
"Hep öyle mi olur acaba? Bir şeyi anlamaya çalıştıkça yollar çatallanıyor. Sonunda karar verip birinde yürümeye başlanıyor. Ama o ukde asla terk edecek gibi görünmüyor ve fısıltısı uzayıp duruyor: “Aptal, asıl öteki yoldan yürümeliydin, şimdi artık geriye dönemezsin! İleri gitmekse aptallıktır, çünkü yolun yanlış olduğu açığa çıkmıştır. İleri gitmek açmazı çoğaltmak olur, geri dönmekse heba edilmiş çaba!"