Bir padişahın hayatının romanı gibi ama değil. Tarihî bir roman gibi ama değil. Her şey var bu romanda :Tarih, felsefe, psikoloji...
Padişahın hayatının ekseninde Osmanlı sarayının hareminde geçen ve siyahî haremağası ağzından dinlediğimiz Livaneli'nin bu romanı mükemmel bir kurguya sahip.
Roman efendi-köle ilişkisi üzerine kurulu. Bu ilişkiyle, iktidarın korkutucu ama bir o kadar da kendine çeken vazgeçilmesi zor bir zevk kaynağı oluşu bize sunuluyor.
Yazar, tarihi, romanda dekor olarak kullandığını belirtmiş ki zaten okuyunca sizler de bunu anlayacaksınız. Mesela herhangi bir isim kullanmamış romanda. Tarihe hakim olanlar hangi padişahtan bahsedildiğini bilebilir ya da merak edip araştıranlar.
Romanda asıl işlenen efendi-köle bağı. Bir efendi ölür ve yerine yeni efendi gelir "Padişahım çok yaşa" naralarıyla. İşte iktidar böyle bir şeydir.
Livaneli'yi okuyun okuyun okuyun...
"O'nun yanına iki ben sığmaz," diye okuyordum. "Sen, ben diyorsun. O da ben diyor. Ya sen öl, ya O ölsün ki bu ikilik kalmasın. Fakat O'nun ölmesi imkânsızdır. Bu ne hariçte ne de zihinde mümkün olur. Çünkü O ölmeyen bir diridir. O kadar lütufkârdır ki imkân olmuş olsaydı senin için ölürdü. Fakat mademki O'nun ölümü imkânsızdır, o halde bu ikiliğin yok olması ve O'nun sende tecelli etmesi için, sen öl! "