Nasıl ki bir kilisede odalar, farklı amaçlar için ayrılır (bazı odalar büyük toplantılar, bazıları gizli ayinler ve bazıları da özel ibadet ve meditasyonlar için ayrılmıştır) görünüşe göre, Lascaux'daki her oda da kendine has bir amaca hizmet ediyor. Boğalar Salonu kesinlikle mağaradaki en kamusal alan. Girişin tam içerisine yerleştirilmiş, yaşlı ve hastalar için bile kolay erişilebilir bir konumda, ayrıca elli veya daha fazla insanı ağırlamaya yetecek kadar da geniş. O zamanlarda, insanların sayısı pek azken bu sayı bütün bir topluluğu ifade ediyor olabilirdi. İnsanlar odanın ortasında dikiliyor, belki de ilahileri veya şarkıları ya da davulları dinliyorlardı, resimlerin hareket ediyor gibi görünmesine neden olan lambalardan yayılan titrek ışıkları seyrediyorlardı. Boğaların, atların, geyiklerin ve tek başına, yapayalnız bir ayının bulunduğu bir tür muazzam ulusal destandan sahneler etraflarını sarıyordu. Hayvanlar bu destandaki karakterlerdi ve semboller de bir şekilde olayları işaret ediyor, yaşananları anlamlı kılıyordu.
Bu resimlerin birkaç münzevi dâhinin eseri olmadığı açık. Hepsi için resim yapmayı bir iş edinen, çalışma sürecinde topluluğun geri kalanı tarafından desteklenen organize olmuş bir takımın çabası gerekiyordu. Birinin, mağaranın bir odasındaki bir grup resmi, yönlendirip üzerinde çalışırken diğerlerinin başka odalarda farklı resim grupları üzerinde çalışıyor olması da mümkündü. Ayrıca muhtemelen tek bir usta, belirli figürleri yaparken kendisiyle aynı anda çalışacak yardımcılara ihtiyaç duyuyordu. Birileri ufak lambaların yanmalarını sürdürmek veya sönmelerini engellemek zorundaydı, böylece boyanan kısmın üstüne yeterli ışık düşebiliyordu. Sanatçılar dengelerini, kaya tabakaları, belki kısa merdivenler ya da iskeleler üzerinde tehlikeli bir şekilde sağlıyorlardı. Ağaç dalları, merdiven ya da iskele yapmak için mağaranın içine sürüklenmek zorundaydı, sonra da şekillendiriliyorlardı. Bir kaya tabakasının üzerinde denge sağlarken veya bir merdivenden sarkarken dahi sanatçıların düşmelerine engel olmak için sabit durmalarını sağlayacak birilerine ihtiyaçları olacaktı. Boyaları karıştıracak birine ihtiyaç vardı, yiyecekleri elden ele gezdirecek birine ihtiyaç vardı ve birinin unutulan şeyleri gidip getirmesi ya da azalan malzemeyi (örneğin, renklendirme için ilave kırmızı aşı boyası) yenilemesi gerekiyordu. Bir ustanın bir veya iki çırakla birlikte çalıştığı fikrine karşı koymak çok zor, ne de olsa muazzam resimler için sanatçıların başkalarıyla birlikte çalışması her zaman iş görmüştür. Ustanın yardımcı ressamlar dışında, ağaç dallarını, lambaları ve yiyeceği taşıyacak kadar sabra ve güçlü omuzlara sahip başka birkaç yardımcıya da ihtiyacı vardı.
Sıradan bir gözlemci bile mağara resimlerinin arasındaki benzerliğin tıpkı güçleri kadar vurucu olduğunu fark edebilir. Bu Breuil'ı büyülemişti. "Bunlar artık bir bireyin eserleri değil," diyordu, "bunlar hakiki bir ruhani birliği gösteren, kolektif, toplumsal işler. Çoğunlukla ziyadesiyle kabiliyetli kişilerin seçimleri ve talimatlarıyla bu sanatın gelişimini kayıt altına alan bir tür kurumu akla getiren bir tutuculuktan bahsetme isteği içerisindeyim." Taş Devri'nde sanat okulları! Breuil teorilerinden yola çıkarak bu sonuca kaçınılmaz olarak varıyor, fakat daha önce de bahsettiğim gibi, bu tür okulların gerçekten de var olduğuna dair kanıtlar bulunuyor.
Her ne kadar Breuil açık açık söylemiyor olsa da av hayvanları üzerinde bir gücü açığa çıkaracak olan törensel formdaki dinin sanat, maske veya kılık değiştirme biçiminde kullanılmaya başlandıktan hemen sonra ortaya çıktığı bu kısımdan açıkça anlaşılıyor. Belki de Breuil'ın bunu açıkça dile getirmemesinin nedeni, dinin varlığını sanata borçlu olduğunu vurgulayarak kilisedeki üstlerini gücendirmek istememesiydi.