Bir insanı daha doğarken kendi egemenliğinin uydusu yapma yöntemleri, toplumları mumya sargılar içinde dondurup, beyinsel dinamiğini yok etme yöntemleridir.
Türkiye gerekli aşamaları gösteremiyor ve aynı kalıplar içinde oyalanarak sirkeleşiyorsa; "doğuştan Müslüman ve doğuştan Türk" olmanın başkaları tarafından dikte ettirilen koşullarına uyma zorlanması ötesinde, kendi özgür düşüncesiyle kişiliğini geliştiremediği içindir.
Neredeyse geçen yüzyılın başına kadar nice kasaba papazıyla köy hocası, "Dünyamızın" tepsi gibi düz olduğuna ve asla dönmediğine; şayet dönen bir şeyler varsa, onların da hepsinin "Dünyamızın" çevresinde döndüğüne inanarak öldüler.
Hem de kendileri gibi düşünmeyenlerin Tanrı'ya karşı gelen birer cehennemlik günahkâr olduklarına kalıplarını basarak...
Bana göre bir başka ölçü de, ona buna yalan söyleme zorunluluğundan kurtulmuş olma düzeyi. Ahlaklı olmaktan ötürü değil, yalan söylemeye herhangi bir gereksinme kalmadığından ötürü...
Raphael'in düşüncesinin ikinci ayağını şu fikir oluşturuyordu: Breuil ve çağdaşlarının varsaydığı gibi resimler zaman içinde ayrı ayrı yapılmış bireysel çalışmalar değildi. Bundan ziyade, resimler tek, incelikle tasarlanmış bir kompozisyonun parçasıydılar. İlk olarak, "var olan materyalin ne için olduğunu" ayırt etmek zorundayız "ve genel anlamda tek tek hayvanları değil, grupları ele almak zorundayız." Bunun ardından "parçaları bütün içerisinde yorumlamamız, onları ayrı tutmamamız" gerekiyor. Daha sonra bu tür kompozisyonların biçimlerini hesaba katarak anlamlarına erişebiliriz, çünkü "sanatta, içerik ve biçim özdeş olmaya yatkındır."