Ya edebiyat, ayna nöronları harekete geçirmek ve eylemin ürpertilerine az bedel ödemek için bakılan bir televizyonsa? Ya, daha kötüsü, edebiyat, ıskalanan her şeyi bize gösteren bir televizyonsa?
Birisi kendinden nefret ettiğinde bunu hissetmez misiniz siz? Bu onu yaşarken ölü kılar, kendi olmanın bulantısını hissetmemek için kötü duyguları kadar iyi duygularını da uyuşturur.
İnsanlar yıldızların peşinden koştuklarını sanırlar; ama sonları bir kavanozun içindeki kırmızı balık gibidir. Çocuklara yaşamın saçma olduğunu en baştan öğretmek daha basit olmaz mı diye kendi kendime düşünüp dururum. Bu, çocukluğun birkaç güzel anını yok etse de yetişkinlikte önemli bir zaman kazancı olur; en azından bir travmadan, kavanoz travmasından kurtulmak ise cabası.