Sokrates gerçek bir bilgeydi. Yaşaminda şatafattan hep uzak kaldı. Çevresinde sadece onu anlayanlar onunlaydi. Ne yazık ki, insanların çoğu onu anlamaktan uzaktı. Dolayısıyla seveninden daha çok sevmeyeni vardı. Onu sevmeyenler sevgisizlikleri öyle bir boyuta vardı ki, ölümünün sebebi bile bu yüzdendir. Ama öbür yandan, onun gibi bilge birine yakışan bir son ile bu dünyadan ayrıldı. Anlatılanlara göre, Sokrates, hayatının hiç bir döneminde ilimden, hikmetten uzak durmadı. Savunması da bunun en büyük kanıtıdır. O mahkeme karşısında delillere ihtiyaç duymayarak kendini kurtarma derdine düşmedi. Ağlamadı, üzülmedi, korkmadı. Az ceza verirler ümidiyle ne jüriye ne de mahkemeye yaranmaya çalışmadı. Pişmanlık kelimesini aklından bile geçirmedi. Sonuçtan korkup düşüncelerini asla inkar etmedi. Kendini hiçbir şekilde suçlu bulmadı. Çünkü suçlu kendi değildi, karşisindakilerdi. Onun için suçlu diğerlerinin bilgisiz, değersiz yaşam biçimleriydi. Sokrates savunmasına buradan başladı( diğerlerinin bilgisizliği). Aslında mahkemeyi o sorguladı. Utanç verici gerçeklerini yüzlerine vurdu. Savunması hayatı boyunca bütün düşüncesinin ve yasanmisliginin özetiydi. Düşüncelerini, inançlarını bir özet halinde sunmuştu, bu bile yeterliydi. Savunması bütün bilgisizliğe karşı bir başkaldırıştır. Her türlü yalanı reddediştir. Gerçek tarafında inançlı bir duruştur. Bu yüzden tarihe kazınmış, içinde sayısız dersler olan bir savunmadır.